Hayatım boyunca "hayatın bir anlamı olması gerektiğine" inandırmıştım kendimi. Ta ki üniversiteyi bitirip bir hiç olduğumu anlayana dek... Üzerimde tanımladığım kişinin davranışlarını ve başarılarını taşımadığım sürece bir hiçtim. Hayatın anlamı üzerine lise zamanlarımdan beri düşünüp nasıl yaşanması üzerine kendimce kurallar belirlerdim, onun dışında kalan hayatlar tercih olur diye düşünüp kendimi başka türlü hayal dahi edemezdim, şu an o durumla birebir karşı karşıyayım. Olmayanla ilgilenmemek bir beceri olmaktan çıktı olağan karşılamaya alışıyorum... Her gün ağlamıyorsam da zaman geçtikçe ağırlaşan içimde biriken her şeye kırılıyorum... Yapamadıklarım, yaptıklarım, imkan dahilinde dahi olmayanlar, pişmanlıklarım, olduğum kişiden uzaklaşmak... Her şey birikiyor, eski halimi özlemek, aileme yük olmak, yetersizlik, başarısızlık, bir işte tutunamama... Sabırsızlığım, kaygılarım ve korkularımla bir geleceği mahvettim, hayatıma kaldığı yerden devam etmeye çalışıyorum yine de deniyorum, uğraş veriyorum olmak istediğimden olan halimle aramdaki mesafeyi kapatmaya... Bozulup, kırılıp, inciniyorum her gün bu dünyaya ait olmadığımı bile bile yaşamayı sürdürmek zorunda kalıyorum, cesaretsizim de üstelik... Kalp kırıklığıyla yoluma devam etmeye çalışıyorum, bazen başarılı oluyorum bu konuda bazen gerçekleştiremediklerime dahi üzülmediğime üzülüyorum.
Hayatı tüm gerçekliğiyle kabul etmeye çalışıyorum, istediğin olmayabilir'le yüzleşmeye gayret ediyorum öyle bir özen gösteriyorum ki önceki ben'i unuttum denilecek kadar... Sahip olduğum tüm her şeyi kaybetmiş gibiyim, beni oluşturan her şey benden ve üstelik benim yüzümden alınmış gibi geliyor... Bana ne iyi gelir dediğimde yapmayı kendiliğimden sevdiğim en az 5 şey gelirdi aklıma şuan yok, aklıma gelmediğinden değil artık merak duymadığımdan... Eskiden benim için en önemli şeyin - insanı ayakta tutan şeyin - merak duygusu ve tutku olduğunu zannederdim, maddi şeyler aklımın ucundan geçmezdi. İnsan sevmeden de yaşarmış, yargılamadan bu da başka türlü yaşamak diyebiliyorum şimdilerde...
Sahip olduğum bir tek şey var o da hiçbir şey. Kendimi dönüştürmek bir yasla, bir daha asla geri gelmeyecek olan'la karşılaşmak... Tanımların tüm anlamını yitirmesi gözümde, ulaşılamayana istek duymayı bırakmaya çalışmak... Tüm istemeler istekli midir? Neden diye sorduğumda yol bayağı uzun görünüyor...
Dilara Esmer
2024-03-30T20:17:53+03:00Çok teşekkür ederim yorumunuz için yazarı bilmiyordum benimle tanıştırmanız hayatıma etki edecek diye hissettim💙
Çünkü sırf bunu okumak bile bana çok iyi geldi🥹
“AH MUHSİN ÜNLÜ, 1973 yılında İzmit'te doğdu. Altı yaşından itibaren yirmi üç yıl boyunca öğrenci olarak yaşadı. Öğrencilikle ilişiğinin kesilmesinin ardından fotoroman yönetmenliği, düğün müzisyenliği ve ticari yazarlık yaptı. 22 Haziran 1993 günü akşamı, saat altıya çeyrek kala başladığı şiir çalışmalarına, 4 Eylül 1998 sabahı on biri yirmi geçe son verdi. Tekrar şiire başlamak için uygun koşulların oluşmasını tevekkülle ummak istiyor.”
Sinyora Senyorita
2024-03-30T12:46:19+03:00"Yetişkinlik diye bir şey yoktur. Bir penguen gelişir, şaşırır, ölür." diyen Ah Muhsin Ünlü ile zaman geçirme vakti gelmiş. 🙈 İyi ifade edilmiş her şey. Çok iyi. Belki bir sihirli değnek gerekli, bilemem ki