Sosyal sınıf farklılıklarının oluştuğu, yönetim güçlerinin değiştiği dönemde diğer birçok alanda olduğu gibi edebiyatta da çeşitli değişimler gerçekleşti. Bu değişimlerin en belirgin örneği ise romanslardan romanlara geçiş sürecidir. Romanslarda her şey (konu, karakterler, olay akışı vb.) belirli bir düzene ve kurala bağlı olarak gerçekleşmekteydi. Örneğin, romansların başlangıcında büyük isimlerin ya da kahramanların referanslarına yer verilirdi. Her durumda ve koşulda; ödüllendirmeler ya da cezalandırmalar, olayların gelişim ve sonuç süreçleri 'tanrı' diye adlandırabileceğimiz mutlak bir güç tarafından belirlenmekte ve yönetilmekteydi. Bu mutlak gücün edebi metinlerden kontrolünü çekmesiyle birlikte

romanslardan romanlara geçiş süreci başlamıştır. Romanslardaki mutlak güç olan tanrının dünyayı terk etmesiyle bir boşluk meydana gelmiştir. Don Quijote (Don Kişot) de bu boşlukta Miguel de Cervantes Saavedra tarafından yazılmış ve

dünyada ilk roman örneği olma özelliğini sahip bir eserdir. Çünkü Cervantes daha önce denenmemiş şeyleri deniyor ve edebiyatta oluşan boşluğu bu şekilde kapatmaya çalışıyor. Anlatının başında kendisinin hikayeyi başka birisinden duyduğunu belirtiyor. Bu belirtmenin yanında, hikayeyi dinlediği asıl anlatıcının da güvenilir olmadığını belirliyor. Böylelikle anlatının başında güvenilir olmayan bir anlatıcıyla devam edeceğimizin farkına varıyoruz.

Karakter olarak Don Quijote’yi tanıdığımızda da bu farkındalık giderek artıyor.

Kitapla aynı ismi taşıyan kahramanımız, olmayan sevgilisini arayan, kendisini gerçek bir şövalye sanan ve hayalinde canlandırdığı düşmanlarla savaşan, kısacası tamamıyla kendi kurduğu ve kimsenin yıkmasına izin vermediği hayal dünyasında yaşayan Don Quijote’dir. Karakterimiz edebiyatta oluşan boşluğu daha önce defalarca okuduğu romanslarla ve şövalyelik hikayeleriyle doldurmaya çalışmış ancak kitabın sonunda kendisinin de farkına varacağı gibi bunda başarılı olamamıştır. Sözcük seçimleri, cümle yapıları klasik romans örneği olan Don Quijote, aynı zamanda tipik bir şövalye gibi davranmakta ve düşünceleri de bu şövalyelerin düşünceleriyle aynılık göstermektedir. Karşısına karar vermesi gereken

herhangi bir durum çıktığında düşündüğü ilk şey, bir şövalyenin bu konuda nasıl

davranacağıydı. Okuduğu kitaplardan yola çıkarak bir şövalye karakteri gibi karar veriyor ve sonrasında harekete geçiyordu. Örneğin yel değirmenlerini insanlara kötülük yapan devler sanarak onlarla savaşır. Başka bir örnekte de koyun sürülerini birbirleriyle savaşan iki ordu olarak görür ve zayıf gördüğü orduya yardım eder. Koyunlarının zarar gördüğünü ve öldüğünü gören çoban ise Don Quijote’ye saldırır ve onu döver. Ancak Don Quijote burada da gerçeği göremez ve hayal dünyasında yaşamaya devam eder.

Kitapta en çok karşılaştığımız bir diğer karakter de Don Quijote’nin silahtarı olan ve vali olma hayaliyle yanıp tutuşan Sancho Panza’dır. Karakter olarak Don Quijote romansları temsil ederken, silahtarı Sancho Panza da romanları temsil etmektedir. Don Quijote ne kadar romansların gölgesinde, hayal dünyasında yaşıyorsa; Sancho Panza da bir o kadar gerçeklerin dünyasında yaşamaktadır. Kitabın sonuna kadar Don Quijote hayal kırıklığını yaşamasa da Sancho Panza hayal kırıklığını sona yaklaşmadan yaşıyor ve asla gerçek bir vali olamayacağını, olsa bile bunu sevemeyeceğini anlıyor.

Kitaptaki her karakter farklı bir toplumsal grubu, yapıyı temsil ediyor ve kendimizle

bağdaştırabileceğimiz noktalar sunuyor. Don Quijote her ne kadar idealist bir karakter olarak var olsa da kitap aslında realizmi yansıtıyor. Realizmi öne çıkaran noktalar ise kitapta karşımıza çıkan sosyal yapıda, adalet sisteminde ve insan ilişkilerinde yer alan eksiklikler, çarpıklıklar ve bozulmalardır.


Don Quijote, Miguel de Cervantes Saavedra tarafından yazılan, edebiyatta roman türünün ilk örneği olma özelliğini taşıyan, sadece bir karakterin maceralarını değil aynı zamanda toplumun doğru ve yanlış taraflarını yansıtan, çok yönlü bir edebiyat eseridir. Tüm bu özellikleriyle Don Quijote ‘roman’ı zamansız, her okumada farklı bir nokta keşfetmemizi sağlayan bir eserdir.


YAZAR: Kadriye Kızıl