Güneşin ilk ışıklarında çıkardı çoban, sürülerini

Yormuştu onu hayatın uzun serüveni

Uzun bir çınar gördü, yasladı bitkin bedenini

Sıcaklıktan kavrulmuştu belli ki sevmiş gölgesini.


Sıkılmıştı çoban, aldı eline kavalını

Baktı kırlara, attı güzel narasını

Hayvanlar insan değildi ki bilmezler sandı manasını

Malumdur ki onlar da çekmişti hayatın cefasını.


Toplandılar birden çobanın etrafına,

Çiçekler, kuşlar, sürüler

Çoban üfledikçe kavalı derde gönül ettiler

Irmağın şırıltısı da eklenince ruhlara

Anın huzuruna meylettiler.


Kalktı aniden bizim çoban, attı bıçkısını omzuna

Batmadan güneş koyuldu evinin uzun yoluna

Yürüdü aldırmadan kambur belinin acısına

Bir ömür biçmiş ekmeğin zorlu davasına

Neylesin karşı çıkamaz acı kaderin yazgısına.