Sanırım hayatım parça parça bölünmüş ve bölünmeye devam ediyor. Tam aksine kadere yardım etmek yerine, onun işini zorlaştırıyor, hayatımı bir bütün haline getirmeye çalışıyorum. Aslında ona bıraksam kitapları raflara yerleştirir gibi düzenli, alfabetik bir sıraya göre yerleştirecek. Hayatımın her bölümünü o raflarda istediğim gibi aradığımda bulabilecekken ben, kendi isteklerimin kurbanı olup büyük bir tablo olarak kalmasını istediğim hayatımı, her dokunuşta daha da berbat bir hale getiriyorum. Oysa bıraksam ne güzel hale gelirdi; ailem, arkadaşlarım. Hepsini birbirine katmaya çalışmak ne zor, iş ne yorucu. Bırak öyle kalsın. Hepsine hak ettiği değeri daha güzel verebilecekken o raflara sen elliyorsun, nefsine yenik düşüyorsun. Ama her alanda böyle değil mi? Aileniz bile paramparça. Eski büyük tablo kaldı mı? Herkes kendi rengini alıp yürüdüğü yolu boyadı mı? Geçmişten kalan ne var ki? Fotoğrafların hüznü, mutluluğu, öfkesi, çığlığı... Eski fotoğraflar demişken şu an tanıdığım sevdiklerimin eski fotoğraflarına genelde 3-4 ayda bir bakarım. Bilmiyorum nedendir o zamanlarda o sevdiklerim daha mı masumdular, daha mı şeffaftılar, doğaldılar? Benim çok küçüklük fotoğrafım vardır. Birçok kişiyle fotoğrafım var; bilinçsiz olduğum zamanları, neye güldüğümü bilmediğim, yanımdakiler sadece benimle olduğu için güldüğüm fotoğraflar. Fotoğraflar, onların rüyaları, onların hayalleri çekilen kişinin zihninden mi oluşuyor? Bir mekân, orada çalan müzik, orada konuşulan sohbetler fotoğrafın içinde mi? Dışında olsaydı o insanlar o kadar doğal bir şekilde duyguyu verebilir miydi? Fotoğrafların siyah beyaz olduğu zamanlarda kalbimiz mi renk doluydu? O renk dolu ruhlar mı siyah beyaza bürünmüş yüzleri bir çiçek gibi açtırıyordu? O zamanki insan ile şu anki insan arasında ne oldu? Kavga mı ettiler? Kim neye küstü? Dayım, eski dayıma neden bu kadar öfkeli bakıyor? Ben neden somurtmuş bir suratla, eski fotoğraflarımdaki beni kıskanıyorum? Kendimize düşman olduğumuz, kendi ruhumuza düşman olduğumuz bu yaşamda, en yapmamamız gereken şeyleri inatla yapmaktan vazgeçmediğimiz sürece bundan 5 yıl sonraki kendimize de düşman olacağız. Kaderimize düşman olursak, hayatımızı parça parça yapmasına, bir gün gülüp bir gün ağlatmasına izin vermezsek kendimize her gün düşman olmaya devam edeceğiz. Bencil isteklerimizi bir kenara bırakıp raflarda duran kitapları anlamaya çalışmalı, birileri için yaşama arzusu edinmeliyiz. Herkes birbiri için yaşarsa ne çıkar ilişkileri kalır ne hüzün kalır. Yine biraz daldan dala gezdim. Okurken bunları ki bunları bir iki kişi okuyabilecek kadar dürüstüm onlara, lütfen benim içimdeki bu hüzün dolu tarafı ciddiye almasınlar. Ben kendimi bu konuda yetiştirdim. Çoğu zaman gülerim hatta her zaman, herkese pozitif yaklaşırım, güdülerim. Sadece kendime dürüst olamıyorum. Bu da beni parçalanmaya yüz tutmuş hayatımda kendime düşman yapıyor...