Edebiyat dünyasının var olmakla meşgul yazarı Ömür İklim Demir ile yazmak ve az

biraz hayat üzerine konuşma fırsatımız oldu. Biz onu Muhtelif Evhamlar Kitabı’ndan ve aldığı ödüllerden tanıyoruz, siz de tanıyın istedik. Kendisinin de sık sık tekrar ettiği gibi; dostluk ve sevgi ile…


1. Hayatınızın neresinde 'yazmam lazım' dediniz?

Lise yıllarımdan bu yana hep kendimce bir şeyler yazdım, çizdim, karaladım. O

nedenle yazmayı bir şekilde ayrıştırıp hayatımın farklı bir köşesine koyamam. Hep

vardı, ancak zamanla kapladığı alan daha da arttı. Üniversite yıllarında bazı

fanzinlerde ve teknoloji dergilerinde yazıyordum, üniversiteden sonra da bir

kısmında yazmaya devam ettim. Bütün bunlar olurken, bir yandan da defterler

dolusu not birikti tabii elimde. Ne görsem, ne düşünsem not alıyordum. Bazısı öyküye benziyordu uzaktan, bazısı da bir romandan alakasızca kopartılmış iki üç sayfalık girişlere… Böyle böyle başladı diyebilirim.


2. İlk kitabınız olan Muhtelif Evhamlar Kitabı’nın hikayesi, ödül alma süreci nedir?

Yanlış hatırlamıyorsam 2007-2010 arası 200 sayfalık bir roman taslağı yazdım, sonra bunu kimse yayınlamaz diyerek hiçbir yere göndermedim. Bir yeri eksikti sanki, bilemiyorum, içime sinmedi. Galiba biraz da sertti. İşte o dönem, yazma üstüne pek çok kitap okudum, ufak tefek öyküler yazdım. Hatta birini de Varlık Dergisi’ne gönderdim. O öykü, altı ay sonraki sayıda yer aldı; Muhtelif Evhamlar Kitabı’na da koydum zaten. (Uzun Uzun Çalan Ziller ve Bir Mutfak Kapısı Hakkında) Öykü yazma bilinciyle yazdığım ilk öykü bu oldu diyebilirim. Sonra araya hayat girdi, avukatlıktan reklam yazarlığına geçtim. Senaryolar, setler, ilanlar, çamaşır makineleri, bisküviler, birbirini kovaladı. Ancak 2014 gibi yeni öyküler yazmaya başlayabildim. 2015’in temmuz ayında da kitap Yapı Kredi Yayınları’ndan çıktı. Ben daha kitabın basılmış olması fikrine yeni yeni alışıyorken üstüne bir de 2016’da Ankara Üniversitesi Öykü Ödülü ile Haldun Taner Öykü Ödülü geldi. 2017’de de kitap, Notre-Dame de Sion Liseliler Edebiyat Ödülü’ne layık görüldü. İlginç bir dönemdi.


3. Mesleğiniz sorulduğunda, yazarım, diyor musunuz? Demek için ne lazım sizce?

Bu gibi sorulara nasıl cevap verdiğimizin bir hükmü yok bence. Mesela ben işsizim

diyorum, daha kolay oluyor.


4. İlk kitap çıkınca muhakkak ikinci kitap da çıkar mı sizce? Sizde durumlar nedir?

Şart değil elbette. Harper Lee, Bülbülü Öldürmek’i 1960’da yazdı, 2015’e kadar da tek kitabı vardı. Sonuçta çok kişisel bir süreç... Bir de, ilk kitaptan daha zor olanı, aslında ikinci kitaptır derler. Bunun sebebini de ilk kitapta yazarın içinde biriktirdiği çoğu düşünceyi ve cümleyi yazmış olmasına bağlarlar. Bir noktaya kadar doğru bir düşünce olabilir. Ancak ben asıl zorluğun, ilk kitabın okuyucuda oluşturduğu olumlu ya da olumsuz her türlü yargı olduğunu düşünüyorum. O nedenle ben de bir okur olarak, her eseri öncesiz ve sonrasız, hatta yazarından da bağımsız şekilde değerlendirmeye çalışırım.

İkinci kitap meselesine gelecek olursam, ikinci kitabı birkaç ay önce bitirip yayınevine teslim ettim. Bu sefer bir roman… Fakat bir önceki soruda bahsettiğim o ilk roman bu roman değil. Onun daha sırası gelmedi. Covid-19 ile alakalı çok acayip bir durum olmaz ise eğer, bu sene eylül ya da ekim gibi baskıya girmiş olur.


5. Sizin okumaktan sıkılmadığınız kitap nedir?

Şimdi düşündüm de hiç iki kere okuduğum kitap olmamış. Aslında bazılarını okumak lazım. Mesela Yabancı’yı (Albert Camus) 20 yaşında okumakla, 40 yaşında okumak arasında çok büyük farklar olacaktır. Bir kitabı çok seversem, o yazarın başka bir kitabını okuyorum genelde. Bir de sanırım mizaç meselesi, biraz da dikkatim dağınık, Hababam Sınıfı’nı, Gülen Gözler’i, Süt Kardeşler’i ve benzerlerini saymazsam eğer, severek izlemiş olduğum bir filmi bile ikinci defa zor izliyorum.


6. Sizce boş vakit nedir? Siz boş vaktinizi nasıl değerlendiriyorsunuz?

Yapacak hiçbir şey bulamadığım zamandır, neyse ki çok başıma gelmiyor.


7. Bu hayata bakış açınıza en çok yaklaşan bir film ve bir şarkı önermenizi istesem?

Bakış açısı gibi bir derdi var mıdır bilmiyorum ama, keşke şunun senaryosunu ben

yazsaydım dediğim film Manchester by the Sea olmuştur. Şarkılar ise ruh hâlime göre çok fazla değişiyor, şimdi hangisini desem yalan olur.


8. Bubisanat.com ‘u incelediniz mi? Düşünceleriniz nelerdir?

Siteyi daha önce hiç duymamıştım, söyleşi sebebiyle haberdar oldum. Bu tarz

oluşumların önemli olduğunu düşünüyorum. İnsanın kendini ifade etmesi ya da ifade etmeye çalışması ve bu tarz platformlar aracılığıyla, kendisi gibi başka insanların da olduğundan haberdar olması, paha biçilemez bir olay.


9. Genç yazarlara kendinizce bir tavsiyede bulunmak ister misiniz? Duymayı çok

isteriz.

Daha önce başka bir söyleşide de vermiştim bu cevabı, yine vereyim: Yazdıklarını

çöpe atacak kadar cesur, çöpe attıklarından daha fazlasını yazacak kadar da inatçı

olsunlar. En güzel cümlemizi henüz yazmadık, muhtemelen de hiçbir zaman

yazamayacağız. Bir de eşten dosttan gelen iyi yorumların hepsini duymazlıktan

gelsinler.


RÖPORTAJ: Gizem Tutal