İçimde bazı sorular var. Bilimsel olarak cevabı ancak hipotezlerle verilebilir olsa da insani zekâ doğrultusunda değerlendirildiğinde öngörülebilir cevaplar ortaya çıkıyor. Fakat bunun soruyu soran şahsı ne kadar tatmin edebileceği malum...


İnsani bir vukuyu değerlendirmenin en iyi yolu insan olmaktan geçer. Bizi insan yapan o ki şüphesiz diğer hücreden bu yana seleksiyonla günümüze kadar gelen gen kombinasyonları türlü canlı çeşitliliğine yol açmıştır. İnsanoğlunu diğer canlılardan ayıran tek özelliği iradesi midir? İrade iyice düşünüldüğünde beraberinde farkındalık getirdiği kanısına varılır. Farkındalık, bulunduğu duruma ve konuma karşı bilinç geliştirme durumudur. Ne olduğu ve nereden geldiği hakkında düşünebilen ve bunun farkında olan bireyler nedensellik kavramı ile arayış içerisine girerler. Bunu yapabilmek için irade gereklidir çünkü irade olmadan farkındalık kazanılmaz.


En büyük ve tek örnek olarak insanlar verilebilir. Bizler dünyadaki tek irade sahibi canlılar olmakla birlikte diğer hayvanların aksine "Dünyaya nasıl geldik?" sorusunu sorabiliyoruz. Hiç kendisine neden bu işi yaptığını soran bir arı gördünüz mü? Veya hayatın anlamını sorgulayan bir balık?

Fakat kargalar konusunda emin değilim, siz de olmayın...


Bu keskin irade ve tehlikeli sorgulama eylemini yapan tek canlı biz insanlarız. Tehlikeli diyorum çünkü gerçekten öyle. Sorgulamak bizi dinî inanç arayışına götürdü. Din bulduk, hem de çok fazla. Bahanesiyle “çıkış kapısı” bulmak için yaptığımız din arayışı bizi ayırdı, parçalara böldü. Savaşlar çıkardık ve birbirimizi yok ettik; hem de sadece birbirimizi değil, birbirimizin olmasını sağlayanları da yok ettik, doğaya ve doğamıza zarar verdik. Sorgulamak bize bunları yaptırttı. Sorgulamamızı sağlayan farkındalık anlayışıydı. Niye buradayım farkındalığı ise bize bir şey sordurttu: İrade.


İrade, evrime karşı gelmekti. Evren, iradeli olmamızı istemiyordu...