Burası emekli öğretmen ve aile dostumuz olan teyzemizin evi...


Bugün ziyaretine gittim, yaşı altmış beş olduğundan pek gidemiyorum, genciz virüsü taşıyıcı olduğumuz için endişe ediyorum. Aranıp sorulunca çok mutlu oluyor. Cuma günleri o güllü çiçekli mesajları atıyor, görüldü yapmak yerine uzun uzun teşekkür edip hayır duası alıyorum. Beni ayakta tutan da duaların kuvveti. İki kızı var, bir de kanserden gencecik oğlunu kaybetmiş bir anne yüreğini taşıyor. Aralarında dokuz yaş farkı olan eşini, elli dört yaşında kalp krizinden kaybetmiş. “İşte ben o gün bittim.” diyor.

Kabristanda eşinin yanında mezarını kiralamış, oraya defnedilmeyi bekliyor.


Hanımefendi, sohbeti hoş, usul yordam bilen, evinde yaylı koltuğunda oturup gazetesini eline alıp Türk kahvesini yudumlayan hacı bir teyzem. 


Çoğu şeyi ondan öğrendim ben, "Akşam ezanı evinizde okunsun.” hatırlatmasını "Kimseyi sevmek zorunda değilsin ama saygı duymak mecburiyetindesin.” tembihini, altı yaşımdan beri sürekli tekrar ediyor. Babamın köyde görev yaptığı camiyi onarmak için istekte bulunduğu zaman tanıştık. Ve bugün birlikte kahve içtiğimiz n dördüncü yılımızı tamamladık. Öyle uzayıp giden bir muhabbet bağımız var. 

Yaşlıların ve çocukların benim gönlümdeki yeri çok başka. Bebekler bakıma muhtaç oldukları için eşsiz, yaşlılar büyüdükçe bebekleşip ilgiye ihtiyaçları olduğu için tatlı. Velhasıl insana değer veriyorum. Hayatımızda her şey gelip geçer, para kazanılır, iflas edilir, ölüm olur, tok yatılır, aç kalınır. Ama bir insanın gönlünden sımsıkı tuttun mu işte onun hiçbir yemek sitesinde tarifi yoktur. Vefa, dostluk, muhabbet ve samimiyet kavramlarını hayatımıza işledik mi bak o yıllar paketinde erimiş çikolatayı sıyırmak gibi nasıl tatlanıyor.

Çok uzattım dostlar, kalbiniz gibi güzel geçsin hayatınız.


Vesselam.