Geleceği tehlikede olabilirdi. Bu adi herif bu sefer gerçekten işini bitirebilirdi. Ağır adımlarla merdivenlerden indiğini gördü. Elinde kırdığı her ne boksa onun parçası vardı. Elleri kan içindeydi ve her merdiven basamağına muhakkak birkaç damla kan damlıyordu. Gözleri daha da fena kızarmıştı. Duygu az önce yaşadıklarından dolayı şu an daha fazla korkmaya başlamıştı. Dokunsalar düşecek gibi duruyordu ama bu genç kadının korkmasını engellemiyordu. Adam merdivenlerden inmeyi bitirdiğinde koltuğa oturdu ve sinirli suratıyla Duygu'yu baştan aşağı süzdü. Elindeki koca cam kırığını orta sehpaya bırakmadan önce birkaç saniye baktı ve cebinden sigarasını çıkardı.


''Çakmak ver sürtük!'' diye bağırdı.


Duygu hemen mutfak çekmecesinden bir çakmak aldı ve bulunduğu yerden adama doğru fırlattı. Havada yakalayan adam gülerek; ''Sana da çakmak lazım.'' dedi ve sigarasını yaktı. Duygu bu iğrenç esprisine karşılık vermedi. Tanrı'nın cezası herifi daha fazla sinirlendirmek istemiyordu çünkü her yeri ağrıyorken ona karşılık verme imkanı azalıyordu. Çaresizdi, bu durumdan kurtulması gerekiyordu, devamlı panik halindeydi. Saat gece yarısını çoktan geçmişti. Sokağın karanlığı ve sessizliği pencereden içeri girmeye çalışıyor, bu ıssız vakitler bu insan müsveddesi ile daha da korkunç oluyordu. Gözlerini dikmiş vücudunu süzerken Duygu, korkusunun tüm benliğini ele geçirdiğini biliyordu. Duygu'nun üstünde sadece bir tişört ve külot varken korkmaması da imkansızdı.


Bu pislik evine gireli saatler olmuştu ve bu hayatında yaşadığı en kötü saatlerdi. Bir şekilde telefonunu almalıydı ve yardım bulmalıydı. Oysa ki ne telefonuna ne de evin anahtarlarına ulaşabilirdi. İkisi de o pisliğin ellerindeydi. İyice kapana kısılmıştı. O ise koltukta ayaklarını sehpaya uzatmış sigarasını tüttürüyordu.


Duygu kızaran ve yaşlı gözleriyle ona bakıp, ''Evimden siktir olup gitmeyi düşünmüyor musun?'' diye sordu. O ise ukalaca ''Yooo!'' diye cevap verdi. Bir de sinsice gülüyordu. Kafasını koparıp çöpe atmak geçiyordu içinden aksi taktirde başka türlü bu pislikten kurtulamayabilirdi. Herif resmen hayatına kast ediyordu. Onu çok korkutmuştu. Belki de öldürülebilirdi. Bu adam evinde olduğu sürece başına her türlü olay gelebilirdi. Kocası da tam evde olmayacak geceyi bulmuştu iyi mi? Hiç de aramamıştı. Mesaj dahi atmamıştı. Belki de bu herif geldikten sonra aramıştır diye düşündü. Ne yapacağını bilemeden salonda dolaşıyordu, bir çift göz üzerinde gezinirken...


Kanlanmıştı, her yeri kandı. Ağzı, burnu, kolları... Vücudundan kanlar düşerken düşünceleri de kanlanıyordu. Kalbi, beyni, mantığı... Hayatında hiç bu kadar sinirli hissetmemişti kendini. Bu herif onu bir kaç saatte sinir hastası yapmıştı. Kötülük yapmak, kalp kırmak, zarar vermek bu kadar kolay mıydı?


Kanlanan benliği bu adama zarar verme düşüncesiyle kavruluyordu. Su içme bahanesiyle mutfağa doğru gitmeli ve bir bıçak almalıydı. Sonra tüm gücüyle, neresine denk gelirse bu adamı paramparça etmeliydi. Tabii düşünmek ve hayal etmek kolaydı. Önemli olan yapmaktı. Az önce kafasında parçaladığı abajur ile keskin bir bıçak bir tutulamazdı...


Bu düşüncelerden sıyrılmalıydı, her şeyin bir usulü vardı. Böyle yaparsa en büyük korkusu bir daha gökyüzünü görememek olurdu. Gerçi bu adamı öldürdüğü için ömür boyu hapis cezası alır mıydı? Sonuçlarına katlanabilir miydi? Kesinlikle bilmiyordu...


Bir mesaj sesiyle bu kötü düşüncelerinden sıyrıldı Duygu.

''Seni özleyeceğim.'' diyerek kalktı koltuktan. Telefonuna bir bildirim gelmişti ve okuduktan sonra söylemişti bunu. Duygu'nun bir an içini sevinç kapladı. Dudakları kurumuş, bedeni titriyordu. Kıpkırmızı gözleriyle ona bakıp, ''Siktir git!'' diye bağırdı. Sonra da korktu ve sustu. Korkmuş gözlerle ona baktı ve bu sefer normal ses tonuyla ''Hadisene!'' dedi.


''Bakma öyle korkak korkak. Gidiyorum. Şimdi arabanın anahtarını ver!''


Duygu'nun yüreği ağzındaydı. Bir gerilim filmi sahnesi gibi elinde kırdığı vazo parçası ve öfkeli suratı ile kurmuştu bu cümleyi.


''Tamam.'' dedi ve tekrar yukarıya çıktılar. Adamın gözleri hâlâ kadındaydı. Kalçalarını süzüyordu. Bunun hep farkında olan Duygu hemen gardırobuna yöneldi. Adam onu süzerken o üstünü giyindi. Duygu şaşırmıştı. Nasıl oldu da üstünü giyinmesine izin vermişti? Umarım başka planları yoktur diye geçirdi içinden.


Adamın tabii ki planları vardı ama yapacak yerleri ağrıyordu. Onu öldürmediğine şükretmeliydi bu orospu! Gerçi bu ağlak kadını geberttiği için ceza yatamazdı, bu isteyeceği en son şeydi. Kimse için ömür boyu hapislerde sürünemezdi. Kadın, erkekliğini iyice köreltmeden bu evden alacağını alıp gitmeliydi. Onu iyice tehdit de etmeliydi ki kendisini şikayet etmemeliydi. Yani, öyle umuyordu.


O sırada genç kadın anahtarları vermek için askıda duran çantasına uzandı. Daha fazla bekletmek istemiyordu bu kudurmuş soysuzu. Gözleri hâlâ üzerindeyken anahtarı buldu ve uzattı. Adam hiddetle çekti kadının elinden anahtarı ve sonra elini öptü ıslak ıslak. Genç kadın öptüğü eliyle tokat atmak için elini havaya kaldırdı ama adam güçlü bir refleks ile kadının elini tutup, parmaklarını kırarcasına geriye doğru itti.


Genç kadın cılız bir sesle acı çektiğini anlatan bir çığlık attı. ''Git artık...'' diyebildi.


''Şimdi seninle bir anlaşma yapacağız. Ben parayı ve arabanı alacağım. Sen de kimseye bu olaylardan bahsetmeyeceksin. Aksi taktirde seni yine bulurum ve yarım kalan işimi bitiririm güzel kadın.''


''Ta-tamam...'' diyebildi. Hâlâ çok korkuyordu. Peki evindeki yabancı, bu güzel kadına güvenebilir miydi? Peki genç kadın, evindeki bu pisliğe güvenebilir miydi? Hayır! Duygu'nun aklından karşısındaki insan denilemeyecek kadar vahşi yaratığı delik deşik etme düşünceleri geçiyordu. Genç adamın ise birazcık canı yanıyordu. Yüce erkekliğine verdiği acıdan dolayı yine sinirlenip, ''Lanet olası sürtük!'' diye tükürüklerini saça saça bağırdı Duygu'ya, saçlarını eline doladı. Kadının boynu geriye doğru yatarken alnının kıpkırmızı olduğunu gördü. Boynundaki damarlar fırlamış, acı çektiği her halinden belli oluyordu. Konuşmak isteyip de konuşamaması hoşuna gitmişti. Duygu'nun kendini kaybetmek üzere olduğunu hissetti ve saçlarını yavaşça bıraktı. Tam düşecek iken tuttu ve dudaklarını öpmeye başladı. Duygu iyice yıpranmıştı, bu pislik belki de ona şu an tecavüz edebilirdi. Kendini zor da olsa toplamalıydı. Başı çok fena ağrıyordu ama daha da ileri gitmesine izin veremezdi. Sinirleri çok fazla yıpranmış ve gitgide öfkeleniyordu. Kalan gücünü toplamalı ve kollarından kurtulmalıydı. Adamı ittirebildiği kadar ittirdi ve kurtuldu. Adımlarını hızlandırdı. Tam odanın kapısından çıkacakken adam onu kolundan tuttu ve yakaladı. Boğazını sıkıp, duvara yapıştırdı. "Benden kimseye bahsetmiyorsun anlaştık mı güzellik?" diye onu bir kere daha uyardı fakat boş gözlerle ona bakan kadının anlayıp anlayamadığından emin olamadı. Duygu iyice güçsüzleştiğini ve uyuştuğunu hissediyordu fakat ne dediğini gayet iyi duymuştu. Adam, güçlü ellerini boğazından çektiğinde ise Duygu baygın bir halde yere düştü. Ayaklanmadan evden çıkması lazımdı. Yüzüne baktı, gülümsedi ve hızlı adımlarla odadan çıktı. Hemen aşağı kata indi. Kapüşonunu kapatıp, iplerini iyice sıktı. Eve girdiğinde karanlıktı, şu an ise hava her an aydınlanabilirdi. Tanınamazdı. Kapıyı açtı ve büyük, gri garaj kapısına doğru yöneldi. Kapı kapalıydı, elindeki anahtarda araba anahtarıydı. ''Lanet olsun!'' dedi sinirlenerek. Eve geri girdi. Etrafına bakındı. Bir yandan da eve birileri gelebilir düşüncesiyle kapıyı kapattı, kilitledi ve anahtarı üzerinde bıraktı. ''Nereden bulacağım bu anahtarı?'' diye diye evde dolanmaya başladı. Sonra yukarı çıktı. Kadın hâlâ yatıyordu. Ayağıyla dürttü ama ayılacağı yoktu. ''Tabii ya!'' diyerek kadının az önce anahtarı verdiği çantasını yatağa boşalttı. Gülümsedi ve düşen garaj kumandasını aldı. Sonra gardıroba gözü takıldı. Aklına bir şey gelmişti. Kadın evliydi. Muhakkak ki o dolapta eşine ait kıyafetler olacaktı. Hemen bir şeyler aradı. Mavi renkte, üstündekine benzer bir sweat-shirt buldu ve giydi. Gözlüğü taktı ve sweat-shirt'ün kapüşonunu sımsıkı bağladı. Bir de ceket aldı, arabanın anahtarlarını cebine koydu. Dolabın köşesinde gördüğü küçük erkek çantasını aldı, onun içine de paraları koydu. Kanlı üstünü koltuk altına alıp, koşar adım evden çıktı. Hemen garaj kapısını açtı. İçeride üç tane son model araba vardı. ''Lanet olası zenginler!'' diye homurdandı. Arabaların hepsine tekme attı. Sonra anahtarın tuşuna basarak, arabayı buldu. Plakayı değiştirmesi lazımdı. Bu işi halletmek kolay olacaktı.


Acilen bulunduğu yeri terk etmeliydi. Son model cipe binip, oradan uzaklaştı. Araba çok güzeldi ve bu arabanın ömrünün sonuna kadar kendisinin kalmasını diledi.