"Ne yapacağını bilmediğin zamanlarda hiçbir şey yapma."


Neden hiçbir zaman bırakamadım kendimi akışa, neden mütemadiyen bir meşgale bulup oyaladım kendimi? Dursaydım düşünürdüm ve düşünseydim delirirdim. Kafamda milyon düşünce, hepsinin ipleri benden geçince, ben de malum alabildiğine güçlü duruş altında dokunsan yıkılacak halette olunca, savunma mekanizmam gibi peyda oldu bu meşguliyet. Kendime dahi meşguldum bir zamanlar, inan gülemem çok işim var.


Gülemem, yaşam tek yoldan akmadığından denemeler de hiçbir daim tek yoldan akmayacaklar. -En azından benim denemelerim.- Gülmek deyince bazı yaftalar geldi aklıma.

Herkesin beni çok mutlu addettiği yanılsamalar,

hatta geçenlerde içim kan ağlarken birisi

"Mutluluğun daim olsun." dedi. Sinirden gülüp akşam ağladım. Çok mutluymuşum gibi gelmesi insanlara, kayıtsız bir sevinçle sarılmaktan gelse ruhumun ikilemleri hep ayyukta. Yalnız görmek öylesine elzem ki işte bu noktada, bakmakla görmek arasındaki uçurumu bilir herkes. Bana bakan fütursuz mutlu birini görürken beni gören hiç olmadı herhalde, bilmiyorum. Ben kendimde ne görüyorum onu da bilmiyorum. Git gel görüyorum, aşırılıklar ve gün sonunda ay ışığında dinginlik. Kış günü kestane soyan birini görüyorum, yaz günü elinde musluk çocukları ıslatan.

Ya da görmek istiyorum, muğlak dolu. Ve ben kutlarım ki kendimi korkmuyorum eskisi gibi muğlaktan. Mutlak şeylerin ızdırabını yaşadıktan sonra oldu bu bana. Epey de iyi oldu ama.