1-) Keyif düzeyi azami olacağından şüphe etmediğim sohbetimize teşekkür

ederek girizgah yapmak isterim. ‘’Biliyoruz ki müzik ortaklaşmaktır. Seslerin,

renklerin, duyguların büyük uyumu, birleşmesidir. Her ses yeni bir zenginlik,

her duygu yeni bir güzellik katar hayata.’’ Aslına bakarsak bu sözler GTR

Müzik'in mottosu niteliğinde. Bahsi geçen cümlelerin sizde ve çalışma

temponuzda uyandırdığı hisleri öğrenebilir miyim?


Esra Gençkaya: 


Hiçbir zaman dinleyici olarak da bir kalıba sığmadım. Müziğin iyileştirici

gücüne de müziğin bazen söyleyemediklerimize tercüman olduğuna da

inandım. Bana iyi gelen şeyleri de her zaman yanımda tutmaya çalıştım bu

hayatta. O yüzden çalışma hayatıma da büyük destek oluyor müzik, kendi iç

dünyama da. Büyük tetikleyici diyebilirim benim için. 


Sinem Aksoy: 


GTR Müzik, sadece “heyecan“ ile kurulmuş bir şirket. Sevgi ile… çalışma

arzusu ile.. Uzun arkadaşlıklar ve bu çalışma arzusu… bizle yürüyen eser

sahiplerini de aynı heyecanı taşıma konusunda özgür kılıyorsa ne mutlu

bize. Her yeni proje çıktığında aynı heyecanı yaşıyoruz. Dinledikçe

büyüdüğümüz zamanlardan geçiyoruz. En azından kendi yapımızda birbirimizi

dinleyebiliyor ve yol alabiliyoruz.


Sema Sepin:


Kendimi bildim bileli müziğin hayatımdaki rolü güzel söz, melodi,

ritimden daha öte; ifade ve iletişim biçimi. Heyecandan, meraktan, üretmekten,

yaratmaktan ve fayda sağlamaktan besleniyorum. Bizim en büyük şansımız ise

tüm ekip arkadaşlarımla benzer duygu ve hislerle var olmamız. Biz ekip olarak

bu duyguları birbirimize iletmeyi öğrendik, biliyoruz. GTR dışında kalan ve

ulaşmayı başardığımız her halkaya aynı ritimle dokunabilmek de sanıyorum

iletişim yolumuz oldu.



2-) GTR Müzik olarak çok özel işlere imza attığınız müzik severler tarafından

bilinen bir gerçek, aslen bu gerçeğin altında çok derin bir mana yatıyor.

Amacınızın reyting olmadığı aşikâr, birlikte çalıştığınız müzik insanlarının

sanatlarını rahat bir ortamda özgün bir biçimde yapması için çabalıyorsunuz. Bu

çabanın size kazandırdığı en önemli noktalardan bahseder misiniz?

 

Esra Gençkaya: 


Sinem, Fatih ve Gökhan bu yola çıktığında bundan 7 sene önce, yanlarına

beni de aldılar. Büyük yapımcılardan ve Türk filmlerinden aklımızda yer etmiş

IMÇ’nin karşısında durarak nasıl yol alacağımız zaten belliydi. İyi müziği

dinleyicilerle buluşturacağız ve çalıştığımız sanatçılara özgür bir alan

sağlayacağız. Sanatçılarımız da bu bilinçle bizlerle içeriklerini paylaştıklarında

yapım ekibi olarak doğru olanı yaptığımıza dair hissi tanımlamak imkansız.

Özgür, özgün ve belki de dinleyici tarafından şimdilerde dinlenmeyen içerikleri

ilk dinliyor olmak ve paylaşmanın verdiği keyif biraz önce de dediğim gibi

tarifsiz.


Sinem Aksoy:


7 yıl önce çıktığımız bu yolda, elimizde olan tek şey değiştirebileceğimiz

akışlardı. Popüler akım içinde olma zorunluluğu dışında, yapmak istediklerini

özgürce yapmak isteyen insanların da kendilerine alan bulabilecekleri bir kulvar

yaratmak ve bu alan içerisinde mümkün olduğunca iyi hissetmek arzusuna

odaklanma çabasını yaşayabilmekti. Biraz cesur bir tavır olduğunu kabul etmek

şart sanıyorum ama yanınızda aynı mutluluğu ve heyecanı taşıyan insanlar

olduğunda cesaret, saçta toka gibi oluyor.


Sema Sepin: 


Başlarda zorlu bir çabayken aslında gün geçtikçe yerini alan çabasızlığın

tadına varıyoruz. Sinem’in dediği üzere zorunluluklara, mecburiyetlere

hapsolmayan kendi özgürlüklerini kendi yöntemleri ile ifade etmek isteyen,

kendinden emin ve üreten insanlarla ortak yolda yürümeye devam ediyoruz.

Ki bu da gerçekten bir doyum.



3-) Doğrusu sosyal medya yeni dönemde bir çok derinliği görmemizde bizlere

yardım ediyor. Sizler çalışma arkadaşlarından ziyade bir aile gibisiniz, öyle ki bu

durum sizleri geçtiğimiz yıla damga vuran müzik şirketi haline getirdi. Sayısız

insanı bir araya getirdiğiniz yayınlar, alt metinleri ile varoluşumuzu sorgulatan

eserler ve daha sayamayacağım bir çok iş. Hal böyleyken bir de madalyonun

diğer yüzünü de merak etmiyor değiliz. İşinizi severek yaptığınız aşikâr peki GTR

Müzik'te üretmenin hangi zorluklarından bahsedebilirsiniz?


Esra Gençkaya: 


Biz aslında bir adım belki de on adım sonrasını düşünen bir ekibiz. Yani bir

iş bizim için sisteme yüklendiğinde sıradaki ne diye birbirimize bakıp yeni

planlamalar içerisine giriyoruz. En zorlandığımız şey ise sanırım ki bazen

anlaşılamamak. :) Onu da çok dert edinmiyoruz. Üretmek, yeni bir şeyler

paylaşmak, severek yol almak zaten hayattaki en büyük dertlerimiz. :) Şöyle

örnek vereyim. 2019 aralık ayında GTR Live YouTube kanalını açtık ve canlı mini

konserlere başladık. Ne pandemi vardı ne de eve kapanmalar. Canlı yayınlarla

yaklaşık 600 bin kişiye ulaştık. Sonra pandemi ile mart ayında tanışınca, herkes

canlı yayınlar yapmaya başladı. Biz o sırada aslında seviyeyi bir tık öteye

taşımıştık bile. Zaten profesyonel bir canlı yayın ekibi ile çalışıyorduk. Instagram

canlı yayınlarını da aynı özenle yapınca “bant yayın, canlı yayın değil” yorumları

gelmeye başladı. Bir canlı yayın sırasında Sinem’in Gökhan’a, “Canlı yayın

değilmişiz, bi' kafana dokunur musun, inanmıyorlar.” dediğini hatırlıyorum

mesela. :) O yüzden başta da dediğim gibi en büyük sorunumuz

“anlaşılamamak”.


Sinem Aksoy: 


Zorluk demek haksızlık olabilir. Bazılarımız, daha seri çalışmaya ve

sonrasını planlamaya alışığız. Projeyi üreten eser sahiplerimizle mutfakta olan

bizler arasında görünmez bir köprü var. Onların hayal ettiği şeyler dışında

bizlerin ruhuna işleyen noktaları bir araya getirebildiğimizde müthiş bir uyum

ve nadide bir ahenk oluşuyor. Zorluk? Zorluk bu ahengi yansıtabilmekte…


Sema Sepin:


Esra’ya ve Sinem’e tamamıyla katılıyorum. Bunların yanında sektöre yeni

adım atan heyecanlı müzisyen arkadaşlarımın tez canı biraz iletişim tarafında

zorlayabiliyor. Sektörün bu kadar kalabalık olduğu, kaliteli müziğin bile sağlıklı

tanıtımının güçleştiği alanda, sabır ve sebat ile ilerlemekte birazcık

zorlanabiliyorlar. Hatırlatmak isterim ki yeni dünya düzeninde sürdürebilirlik

sağlanması için planlı ve tutarlı bir akışı sağlamalı, sabretmeli, aynı zamanda da

sürece güvenmeli, ön koşulun bunlar olduğuna inanıyorum.



4-) ‘’CUT’’ adı altında bir podcast programı aracılığında birçok sanatçı ile müzik

sohbetleri yaptınız. Aslına bakarsak dinleyici ile sanatçının tecrübeleri arasında

bir köprü olmakla birlikte ziyadesiyle keyifli sohbetler çıktı ortaya. Genel olarak

program akışından bahsetmenizi rica ediyorum. Programın adını nerden aldığı

da merak konusu. İçerik bakımından çok yoğun olmanıza karşın böylesi bir

programa başlama sebebiniz ne idi? Etraflıca bir ‘’CUT’’ sohbeti yapabilir miyiz?


Esra Gençkaya: 


Hayatımda tek kıskandığım şey sahne üzerindeki insanlar. Oyuncular,

müzisyenler… Ve hep hikayelerini merak etmişimdir. Şarkıyı nasıl yaptıklarını, o

andaki hislerini… Bu büyük bir yolculuk, o yüzden de benim için bu hikayeleri de

dinleyip yolculuğa dahil olmam çok önemli. Sonrasında sanatçılarımızın ana

akım içerisindeki programlarda kendilerine yer edinemediklerini de gördük ve

bir podcast yapalım dedik. Aslında bir 3 yıl önce kadar acaba röportajlar çekip

Youtube kanalımıza koysak mı, diye düşünmüşlüğümüz de vardır. :) CUT’ın

müzik sözlüğünde de anlamı “parça” demek. İsim böyle çıktı ortaya. Sonra ilk

kaydı yaptıktan sonra hemen ardından birbirimize bakıp “Aa çok tatlı oldu.”

dedik ve devam ettik. Sonrasında iş biraz kendi sanatçılarımızdan da çıkıp başka

sanatçı dostlarımızı da misafir etmeye geldi. Hatta çaktırmadan fan’ı olduğumuz

sanatçıları da konuk ettik. :) Büyük zevk bizim için, iş arasında bir mola gibi.


Sinem Aksoy: 


Esra ile 7 yıldır, ilk kurulduğumuz zamandan beri, hayallerimizi

örüyoruz. Sema ile 20 yılı aşan dostluğumuz ve hayatın akışını sorguladığımız

zamanlar içerisinde profesyonel hayatımızı birleştirdiğimiz yollardan geçiyoruz.

En başında “fayda sağlamak “ istedik. Türkiye’de tuhaf bir şekilde başarı

endeksi tam da tanımlayamadığımız -ve belki de kimsenin tanımlayamadığı-

bir endekse oturdu. İstedik ki projelerine inanan kimselerin, kendilerini

anlatmakla ilgili, klişelerden uzak en az bir alanı olsun. Ne anlatmak istediler?

Kimler? Ve belki de kimlerin hayatına da değer katmak istediler? Bunu

anlatabilecekleri sorular sormak istedik. Bu sorular bizi bazen, eser sahiplerinin

bilmediğimiz dünyalarına götürdü. Programlardan sonra, aynı eserlerini

dinlediğimde ben bile başka bir Sinem ile karşılaştım. CUT’ın temeli de buydu

gibi hissediyorum.


Sema Sepin: 


Ben muhabirlikten yetiştim. Profesyonel yaşamım muhabirlikle, tashihle

görsel seçimlerin metinle uyumunu anlayarak ustalarla başladı. Doğru soruyu

doğru kişiye, doğru yerde, doğru şekilde dile getirmek… Aslında yaptığım bu.

Yıllardır hep mutfakta olmayı tercih ediyorum. Kimi acı sos koyuyor, kimi

hamuru hızlı yoğuruyor. Ben de tariflere eşlik edip bu sefer nasıl bir lezzet

çıkacak heyecanından alıkoyamıyorum kendimi. Mutfağı düzenleyip

temizleyip bir sonraki yemek seremonisini hazırlamaktan gerçekten zevk

alıyorum. CUT alışkın olduğum bir mutfak gibi. Her defasında farklı kültürlerden

baharatlar, meyveler, tariflerle karşılaşmak gibi. En başta beklediğim tam olarak

buydu ve o kadar bölümün ardından nasıl muhteşem lezzetlere kavuştuk tarif

edemem. :)

 


5-) Sohbetimize sevgili Sinem Aksoy’a yönelteceğim soru ile devam etmek

isterim. 2020 yılı hepimizin malumu, yeni yıla girdiğimiz ilk dakikalarda aslen

herkesin ihtiyacı olduğu naralar atılmaya başlandı birden. ‘’Bana Bir Kez Şans

Dile’’ bu güzel sürprizin serüvenini ziyadesiyle merak etmekteyiz. Enerjisi ile

etrafa neşe saçan bir hanımefendi, aniden güzel sesi ile de bizleri adeta

karşıdan karşıya geçerken herkese şans dilememize itti. Bu güzellikler devam

edecek mi acaba?


Sinem Aksoy:


Arkadaşlarıma bir hediye vermek istedim. Beni tanıyanlar bilir…

Sarılmayı pek severim…. Bu kez uzak ara sarılabileceklerime bir anı olsun

istedim. Sözleri yazdığımda yanımdaki arkadaşlarımı düşündüm. Ün, şan ,

şöhret … çok büyük kelimeler. Ama özünde tek ihtiyacımız olan yürüdüğümüz

yollarda yalnız hissetmemek. O yüzden arkadaşlarımdan yürüdükleri videoları

istedim. Nihayetinde hangimiz hayallerimize yürümüyoruz ki. Bir anısı olsun,

bu zamanları unutmayalım arzusundaydım. Sarılamadığım tüm günlerimi,

onların yalın yürüdüğü yollara anlam yükleyerek telafi ettim. Hepsine şans

dilerken kendime de şans istedim. Hayat devam ettikçe birbirimize şans

dileyeceğiz. Hepi topu bir avuç insanız... Şans; bileğimizde bir süs…

 


6-) Her birinizin süper güçleri olduğundan şüphe ediyorum, zira gözleri ile

evrene pozitif enerjiler saçıp bizleri de bundan nasiplendiren sevgili Sema Sepin

şimdi ki sorumu size sormak istiyorum. İnsanlar ile iletişim kurma noktasında

master performansınız mevcut. Bunun sırrını okurlarımız ile paylaşır mısınız?

Ayrıca geçtiğimiz günlerde Tozlu Raf Dergi aracılığı ile bizimle buluşan yazınızın

serüveninden ve bu yazarlık boyutunun devamlılığı ile ilgili düşüncelerinizden

bir kesit rica edebilir miyiz?


Sema Sepin:


Öncelikle teşekkür ederim. Sanıyorum denge, gözlem ve empati benim en önemli

kriterlerim. Anlamak için dinlemek, görmek için bakmak, algılamak için

dokunmak gibi duygulardan ziyade duyuları sözle ve /veya davranışla ifade

edebilmek iletişimi kolaylaştırıyor. Aslında tercih ettiğim biraz zor bir yol,

karşındakinden her ne alıyorsan duyumsamak ve onun gibi algılayarak yine

onun dilinden anlamasını sağlamak amacıyla kelimelerini, ses tonunu, nefesini

düzenleyerek derdini anlatmak günümüz dünyasında biraz sancılı olabiliyor.

Daha doğru ifadeyle iletişim kurarken karşındakini duyarsın, algılarsın, kendi

seçimlerini gözden geçirirsin, karşındakinin -kapasitesine göre- anlayacağı dille

aktarırsın. Önceden belirttiğim gibi doğru yerde doğru kelimelerle doğru

soruları sormak. Suyun kabın şeklini alması gibi bir denge ve uyumdan

bahsediyorum. Aslında yaptığım sadece bu.

Yazılara gelince, İnsanın kendini ifade edebilmesi ve sağlıklı aktarabilmesi benim

her zaman özen gösterdiğim ve yıllardır tecrübe ettiğim bir detay hem sosyal

hem profesyonel hayatımda. Düşünsenize, yanlış kelimeler yanlış insanlarla

buluşuyor! Büyük kakafoni! Tam bir felaket! İletişimi seçmemin de

nedenlerinden biri bu aslında.

Kendimi bildim bileli yazıyorum. Dışarıdan her ne uyarıcı alıyorsam onun bende

yarattığı da her ne ise kelime oyunlarıyla aktarmaktan zevk alıyorum. Çocukken

geçirdiğim ciddi orandaki işitme kaybının yıllar süren tedavisinin ardından o

duyum daha da gelişti ve dinlediğim şeyleri de hayal gücümle harmanlayarak

yazmama yardımcı oldu. Görsel hafızam gibi işitme hafızam da gelişti. Fiziksel

bir araz yaşadığınızda beyin onu dengelemek için yollar buluyor. İşte Sevgili

Genco Arı’nın Agoraphobia’sı da bu şekilde çıktı ortaya, ya da canım Serkan

Emre Çiftçi’nin Yağmur’u ve daha onlarcası… Tozlu Raf Dergi bizlerle iletişime

geçtiğinde kendileriyle görüşürken kullandığım kelimeler, vurgular dikkatlerini

çekmiş ve yazı yazdığımı düşünmüşler -ki yerinde bir tahmin!- ben de

memnuniyetle kabul edip içeriğe uygun olan yazımı paylaştım. Ben yazmaya

devam ediyorum, sanatın ve yaşamın her alanına dair bu hâlâ devam ediyor.

Yer vermek isteyen her mecrayı tabii ki keyifle değerlendiririm.

 


7-) Ve tabii ki sevgili Esra Gençkaya keyifli sohbetimizde sonlara yaklaşırken

şimdiki sorumu cevaplamanız şahsım adına mutluluk verici olacaktır. Eğlenmek

tabirini temsil ediyor gibisiniz. Elbet insan hayatı içerisinde birçok zorluk ile

karşılaşır, asıl zor olan her şeye rağmen gülümsemektir. İnsanlık olarak

geçirdiğimiz bu zor günleri de göz önünde bulundurarak değerli okurlarımıza

neler önermek istersiniz? Ve bizlere hayat ile ilgili mottonuzdan bahseder

misiniz?


Esra Gençkaya:


Sevgi, benim hikaye biraz uzun ama hemen kısaca özetleyeyim. 35. yaş günümde

kendime bir söz verdim ve dedim ki “Esra 40 yaşında İstanbul’da

olmayacaksın!” ve sözümü tuttum. (Eyvah! yaş ortaya çıktı demeyeceğim, yaş

aldığım her yılımdan aşırı mutluyum.) Bir anda karar verdim ve ilk Sinem ve

Gökhan’a “Ben gidiyorum, siz hâlâ benimle misiniz?” dedim ve onlar da her

zamanki gibi yanımda oldular. 2 yıl 2 aydır İstanbul’da yaşamıyorum. 2 yıllık

Fethiye maceramın ardından doğduğum yere İzmit’e geldim. Bu yolculukta

şunları her zaman yanımda taşıdım, taşıyorum. Şükret, hisset, fark et ve sev ve

hep gül. Ve bedenine iyi bak. Zaten böyle olunca da işin de çevrendeki

insanlarla iletişimin de iyi gidiyor. Ki aslında iş hayatında da aşırı ciddiyimdir.

Dikkat ve özen isteyen bir iş olduğu için ben de aşırı titizlendiğimden ilk

tanışmada çalıştığımız sanatçıların benden çekindiği de doğrudur. Ama sonra

onlar da anlıyor ki kendileri ve içeriklerinin daha iyi olabilmesi için her şey. :)

Ve son olarak dedemin şu sözünü de hep hatırlarım: “Yanında çekinmeden

kahkaha atabileceğin insanları biriktir hayatında.” Durum bende bu şekilde.

Sonuçta hayat kısa ve en değerli şey insanın neyi istediğini bilmesi ve bunun için

yol alması gerekiyor. Tüm zorluklara, engellere rağmen.

 


8-) Her güzelliğin bir sonu var ne yazık ki son olarak okurlarımıza sosyal

hayatları ile ilgili verebileceğiniz 3 tavsiye nedir?


Esra Gençkay: Sev, üret ve dinle!

Sinem Aksoy: Sev, üret ve dinle!

Sema Sepin: Dengede ol, sevgiyi almayı da vermeyi de bil, dinle!

 


Bu keyifli sohbet için Sinem Aksoy, Esra Gençkaya ve Sema Sepin nezdinde tüm GTR Müzik ailesine şükranlarımı sunuyorum. Ayrıca içeriğin hazırlık sürecinde verdiği destekten ötürü sevgili dostum Efe Yel'e de sevgilerimi iletiyorum.