her yıl aynı bayat pastayla karşılaşıyoruz buzdolabında. değişen pek bir şey yok. çevresi beyaz kremayla kaplı, o gereksiz pastaya koyulan ve her sene bir bir artan çirkin mumları üflemek için geldim dünyaya.


uzunca bir süre mumları farkındaydım, pastanın üstünde kaç tane mum olduğunu biliyordum bir vakte kadar. fakat o günden sonra kaç tane mum koymaya başladılar, bilmiyorum. sen gittikten sonra mumları saymadım hiç. seninle tekrar kavuşana kadar bir daha da saymayacağım. yani sonsuza ya da kendi sonuma kadar. sonsuz yaşamda sonlu yaşamım sona erene kadar. varlığımın senin sonsuz güzelliğine dahil olduğu vakte kadar. belki de hiçbir vakte kadar veya umulduğu gibi yollarımızın tekrar kesişeceği başka bir hayata kadar.


bu sene de benim için kesilen ve aynı tabağa konulan aynı çirkin pastayı yedim. mumları da saymadım hiç. yıllık vazifemi yerine getirdim ve seni çok özledim.


mutlu yıllar faslı geride kaldıktan sonra ellerine tabaklarını alıp odanın uç kısımlarına çekildiler. yakınlıkları bir anlıktı. mumları üflememle uzaklaştılar birbirlerinden. kimse konuşmadı, sessizce pastalarını yediler.


bir süre sonra dağıldılar. geride kalan tabakları yıkadım. mumları saymadım ama çatalları saydım. sekiz çatal vardı ama dokuz tane olmalıydı. senin çatalın yoktu, sen de yoktun. aslında inanıyorum / belki de biliyorum, tekrar buluşacağız.