Var olmak böyle bir şeydi sanırım Pedro.

Yani bunu çok düşündüm anlıyor musun?

Aslında bu tam olarak bir soru değildi.

Sadece Pedro'nun başıyla ona onay vermesini bekliyordu.

Hatta beklemiyordu da.

O var oluşu bulmanın tatlı hazzı ve kaybetme korkusuyla öylece mırıldanıyordu.

İstiklal gibi bir yerde, 

Hiç kuş sesi olmadan, büsbütün insan gürültüsüyle dolu bu caddede,

Kaç kişinin varoluşu bulup bulup kaybettiğini ya da hiç bulamamış olanların 

nasıl bomboş, nasıl bombok bir hayat sürdüklerini düşünüyordu.

Başını, dirseklerini dayadığı masaya düşmemesi için sağ avucunun içine alıp tuttu.

Birden ekşimsi bir tat kafasının içinde belirdi.

Ağzında değil, kafasında.

Kalk dedi Pedro'ya.

Bir elma bulalım, iri taneli bir nar da olur.

Hiç dokunmadığı buz gibi çayına baktı ve masadan çayına omuz silkerek kalktı.

Sanki çaya bir şey söylemek ister gibiydi, nedendir sonra vazgeçip kelimelerini hızla yuttu.

Elma dedi, elma iyidir.

Elma da zaten bir varoluş değil midir?

Adem elmasından aşağıya doğru, 

Tam anlamıyla soğuk değil ama asla ılık da olmayan bir şeyler aşağıya doğru akıp gitti.

Göğüs uçlarının sızladığını hissetti.

Pedro hiç konuşmuyor ve bir hayalete göre fazla sakince elma arıyordu.

Pedro'ya alay eder gibi baktı ve saçlarını karıştırdı.

Artık biliyordu.

Rüzgarın çıplak kollarını nasıl okşadığını,

Kaldırım taşlarının gece kent uyurken nasıl dans ettiklerini ve

Ve en önemlisi,

Yer ve gök herkes uyudu sanırken insanoğullarının nasıl seviştiğini biliyordu.

Gecenin serin ve derin sessizliğine doğru adım attı.

Bu gece uyumak yok Pedro.

Çoşkuyla yineledi,

Bu gece uyumak yok Pedro!

Bu gece, şarap, elma ve sevişmek var!

Şaraplar, kadınlar,

Ademler, elmalar,

Günahlar ve günahlar.

Bu gece var olmak var!