“Sana bir mektup geldi” dedi yüzünü ovuştururken. Nasıl söyleceğini düşünürken nasıl yaşadığını bilmediği o kız çocuğuna baktı. Her şeyden habersiz mutlu olduğunu mutsuz olacağını bilmek bir saniyeliğine yordu adamı. Geçti ama kızınki geçmeyecekti. 

Oyun oynamayı bırakan kız yine halasından geldiğini düşündüğü mektuba sevinçle koştu. Bileğindeki çiçek dövmesinin sahibi olan o kadını ne kadar da özlemişti. Mektuplarına parfüm sıkardı halası, kokulara tutkuluydu kız. Her kokuyu tanır hepsini ruhunda saklardı. 

Mektubu açtığında yere düşen parçalar tanıdık olmayan yepyeni bir koku açtı benliğinde. O beklemiş kurumuş kan kokusu, gözyaşı, savaşamamanın verdiği çaresizlik… O koku onun hayatı olacaktı. O anda anladı hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağını. Aceleyle topladı parçaları ve birleştirdi. Ellerinde kalan dövmesiyle aynı desene sahip bileklik birleşmişti artık. Aralarına et parçaları kaçmış her yeri kan içindeydi. Gözleri onu yanılttığının farkında değildi, mürekkebi bile kan kırmızısı görüyordu. 


“ Güzelim, korkma. Her şeyin sorumlusu benim. Bu intikam savaşının ortasında kalma. Biliyorum şimdi anlamıyorsun beni ama bir gün anlayacaksın. Yeterince büyüdüğünde hayal hazinene ulaşacaksın. O an tekrar buluşacağız. Seni bekliyorum bi’ tanem. Acele etme, yolun çok uzun, çok yorucu. 


“Kalbini temiz tut. Her şeyin hazır. Her şeye hazırız. Yeter ki kaçma, savaş. Sen bir savaşçısın, bana benzemenden anlamalıydım böyle olacağını. Gülen sözlerin solmasın.

Seni fedakârlıklarından daha çok seven halan.”


Hissetti o an. 


Anlık düşen yıldırımla aydınlandı gökyüzü. Hiçbir şey eskisi gibi olmayacak. O an’a geri dönene kadar. Elini tuttu o an ve hiç bırakmadı. Hissetti içindeki savaşçıyı, akmaya başladı zaman ve durdu saatler. Aktı kan, döküldü gözyaşı. Aktı gözyaşı ve döküldü saatler. Baş döndürücü karanlıkta aydınlık kalan tek şey hayaletlerdi. Ve kurtuldu mahzen. Artık başlasın, dedi şair. Ritim tuttu dünya. Ahenklerin dansı eşlik etti tüm evrene. Hissetti kız. 

“Çok güzelsin hala” Yatağına oturdu kız “Ait olduğun yere yıldızlara dön.” Sırtüstü uzandı. “Gece lambasını açalım, gökyüzüymüşüm gibi hissediyorum hala.” Işıklar söndü ve sahne kapandı. “İyi geceler hala, üstünü örteyim çok üşümüşsün. Her yerin de ıslanmış hasta olursun sonra.” Bir yaş aktı sol gözünden hayatına.