İçinde kendime yer edinmek için kanatlarımı yakmaya milyon defa razı olacağım bu şehri yüreğimde biriken tüm umutla terk ediyorum. Burada kumar oynarsam masaya kayabileceğim bir tek “umudum” var. Onu da bu rulet masasında harcamaya niyetim. Yenildim. Kabul ediyorum. Gidiyorum.


Bahanelerin ardına saklanmayacağım belki ilk defa. Kendime karşı son kez bu kadar dürüst olacağım. Yaşananlar ağır geldi ve uğruna savaşacağım bir şey kalmadı. İstenmediğim sokaklarda yaşayamam, yaşlanamam. Ne bu şehrin kaldırımları beni taşır bu şafaktan sonra ne de ben sokağın soluk lambalarıyla yolumu bulabilirim.


Koşarak terk ediyorum onun şehrini. Fersah fersah gideceğim yağmurlu kaldırımlarından, o bilmeyecek. Küseceğim göğe mızrak mızrak saplanan gözlerine, o duymayacak. Parmak uçlarımdan kazıyacağım tüm dokunuşlarımı, yanaklarında bir soğukluk hissetmeyecek.


Yarım aklıma ve onca yıkılmışlığıma rağmen ayaklarımı sürüyerek vardığım o şehri, kokusunun sindiği tüm sokakları, onu daha da çok sevdiren o şiirleri terk ediyorum. Güzel olan ne varsa geride bırakıyor olmanın ağırlığını omuzlarıma yükleyip gidiyorum.


Öyle bir gideceğim ki heyhat yalnızlık bile gurur duyacak benimle. Yalnızlık aynı düşmanı tekrar tekrar karşısında gördüğünde onu azametli kılan apoletlerini tek tek söküp fırlatacak yeryüzüne. Hiçbir devriliş bu kadar gösterişli olmamıştı diyecek. Evet, devrilişim yeniden kalkmalara eşik olacak ve yeniden, yeniden yıkımlara omuz verecek.


—Neyse, sen yine de söylediklerimi unut.


Esasen insan nasıl arkasını dönüp dümdüz yürür, bilmiyorum.


Bu bir hezeyan.


Gidemiyorum.