Bildiğim tüm laneti okudum ve gücüm kalmadı aya karşı

Uludum gök bir avuç kadar geldi bana

Bir elimi yumruk yapmasaydım eğer

Açacaktım maveranın dikişlerini

Isırdım onu ısırdım öfkem dinsin

Dayanamayıp bıraktım acı katıldı yerine

Anladım duygular

Daha büyüklerinin altında ezilir

Çürüyen hislerimi izlerken duyacağım sükûn

Sevgiyi de ezseydi eğer

Dilerdim o zaman ansızın açtığım yara

İçimden geldiğini bilsin


Karanlık işlediğim ilmekler dokular

Ruhumdan akıp koynuma dökülen tozlar

Sert bir yamacı gide gele erittiğim yerdendir

Bir kaya gürültüsü şafak sökünce yanağımda

Sıkılmış dişin çatladığı ürperiş

Acı ve kaos acı ve panik acı ve çöküş

Renklerin en beyazında aklıma gelen ölüm

Beni tanıyor ve kucaklıyor mu

Yoksa ardımda bir başkası

Kollarını bir tüfek gibi uzatmış bekliyor mu

Sevilenlerden ölüm dilenirken o zavallı

Elindeki parmağın bir tetiğe yaradığını biliyor mu


Ben sus mam ben ah ettiğim odadan çık mam

Dilimi büksün adı tanrı dağlarında gizlenen

Yapayalnız kırlangıçlara mı bağırdı çoban

Doğruyu kardeş payı mı böldü bölen

Bize bir yanlış kalmadı mı orada

Ah ne hal ne hal bu katılmış günüm öyleyse ne hal

Yüksele yüksele düştüm ruhumda kavis ismimde bir anlam yok

Gitmek süsü diri boynuma kolye

Ya da urganla beraber deşmediğim bir gelecek

Bana lekeler doğurur mu yine

Yoksa katılayım mı çamların dikenlerin ortasında

Kaskatı yürüyen bu cesetlerin ordusuna

Yazan olmazsam kuduz şehvetlerini eğer

Eğer aklımı korumazsam bileklerimi

Uzanıp tutuver

Ant iç bu girizgah bittiğinde hayata

Yeniden başlayıver

Fakat aklımı ilelebet

Günbegün medet umsam da sefilce

Korurum kalbimi vurmazlarsa dürüstçe

Atarım taşlarım oynar bu sudan kıyılar gezerek

Saplanır kanlı dudaklara aynayı ilk öpüşünde.