Omuzlarımı baskılayan ağırlığa karşı koyamıyorum. Duruşum gittikçe eğrileşiyor. Yürürken sendeliyorum. Başım bana ağır geliyor çünkü düşüncelerim benden ağır. Düşüncelerim yanıyor beynimde cayır cayır! Derin bir nefes alıyorum. Nefes alırken kuşları düşünüyorum. Düşünürken sesleri kulağımda çığlıklaşıyor. Kuşlar bu aralar hayalimde bile ölüyor. Kaplumbağalar da ölüyor. Belki karıncalar da. Her şey ölüyor. Bir tek can acısı baki. Bir tek umutsuzluk yaşıyor içimde, umutsuzluk dipdiri. Kim seviyor yerde kendiliğinden biten çalı dikenlerini? Kim görüyor yürüdüğü istikametteki olmamış inciri? Kim dinliyor doğanın sesini bir gece vakti? Ben cevap vereyim mi? Belki de insanlığın yüzde biri!

Yaşamak ne? Burundan aldığımız nefesi ağızdan verdiğimiz bir döngüyse sadece ben yaşamaya muhalefetim, bu böyle biline! Yaşamak, ellerini tutmak yeni yürümeyi öğrenmiş bir çocuğun. Yaşamak, ihtiyacını derinden hissetmek aç yatan komşunun. Yaşamak, değil senin suçun!

Senin suçun ne biliyor musun? Esen rüzgarı dikkate almamak, kuş sürülerinin göç yollarından uçaklar kaldırmak, dere yataklarına binalar kondurmak! Senin suçun insan doğup, insan olamamak!

Suçsuz olan kim biliyor musun? Ağaçlarda yaşayan sincap, toprakta hiçbir şeyden habersiz süzülen yılan, annesini emmek bile nasip olmamış küçücük kuzu! Sen çok suçlusun insanoğlu!