Acemi ötesi bir yazarım ben. Ama iyi bir okurum. Okumakla geçti iyi ki bolca zamanım. Kapılıp gidiyorum bazen (Ruhi Mücerret), bazen dalıp düşünüyorum (Harem'den Kaçanlar). Bazen de cidden deniyorum aklımda kalanı (Atomik alışkanlıklar). Hep değişken kitaplarla yolculuğum.


Tümünü öneririm o başka konu. Ama bilin ki ben okurken cidden yaşıyorum, hiç hesaplamadan birden de kucağıma atıp bilgisayarı takır tukur yazıyorum. Onu okuyorsunuz yalana gerek yok. Tamamen aklımdan gelen süzgeçten geçmeden ekrana geçiveriyor. Hiç geri dönüp bakmıyorum ne yazdım diye. Akademik makale yazmaktan bezmişim, burada sorgulanmam ya hu diyerek kaptırıyorum klavyeye. Özensizlik değil bu aslında samimiyet.


Samimiyet, özgürlük ve inanılmaz bir sezgi üçlemesinin tek törpülenemediği canlılar kediler. Nereden çıktı geldi bu düşünce şimşek gibi? Canım yanıyor belki ondan.


Hep kedilerim oldu kendimi bildim bileli. Bir tanesi yemeğini yarım bırakıp üzerimi patileyerek "Bitti Hayatım." dedi. Bir tanesi bir tek beni sevdi nedense. Vallahi feministti, erkeklere tıslar kadınların kucağına yattı mırıl mırıl uyurdu. Biri Keloğlan misali sevgi topacı gibi gezer, kedi şarkıları mırıldanır, donanmış kahvaltı sofrasından ekmek çalardı 'yandım şeker oğlan'.


O kadar güzel izler bıraktılar ki kalbimde. O kadar çok sevildiğimi bildim ki sayelerinde. Karşılıksız güvenebileceğimi, her an gidebilecek olmanın hakkımız olan bir seçenek olduğunu ve belki de en önemlisi çoğu zaman konuşarak gerçek bir iletişim kuramadığımızı öğrettiler.


O her şeyi bilen; gözbebeğimi delip geçen bakışları, bilmem kaçıncı cerrahi girişimden sonra artık ağrımadığını sandığım karnıma sokulup yatışları. Son günlerinde gözlerime bakıp "Gideceğim Nilu, üzülüyorsun ama bilmiyorsun hala be kuzum." demeleri.


Büyük bilgeler onlar. Tüylerinin arasına saklanmış gökkuşağı kadar renkli bir sevgileri var. Gözlerinden okunan büyük bir sezgi pırıltısı.

İnanın ki kendimizi kandırabiliriz ama kedileri kandıramayız. Denersek suratımıza fırlattıkları bakış yeter de artar bile.


Neyse uğurladım çocuklarımı birer birer bu yaz. Uğursuz yıl mı diyeyim yoksa birden karşımıza çıkan yeni trafik lambası mı? Bilemiyorum, artık bilmek de istemiyorum.


Geriye anılar kaldı. Bir de ektikleri düşünce tohumları. İçime birer birer ekmişler çaktırmadan şeker topaklarım. Üzgünüm kabul ediyorum ama o tohumlar acımı hafifletiyor ve beni özgürleştiriyor.


Onlardan sonra değiştim ben. Yirmi yıl önce karaladıklarımı şimdi yazmaya başladım. Hayatımın dinamiklerinin bir bir değişebileceğini onlar sayesinde gördüm. Artık kapalı değilim ben, aslında çok açığım. Sadece az konuşuyorum, dümdüz yaşıyorum. Arada bir de yazıyorum işte.


Yaşam ağır, hafif deneyimler üzerinde şekilleniyor ya... Acıyoruz, seviniyoruz, bazen de böyle dümdüz oluyoruz. Ne zaman olan bitene duru bir gözle bakabilirsek o zaman deneyimlemiş oluyoruz. Hayat bir bütün oluyor. İçimizde var olan ve örttüğümüz her parçasıyla.


Bu yüzden 'deneme' bu akşam klavyeden düşenler.