Veysel'le Ezgi bir arkadaş ortamında tanıştılar. Yoğun ve kısa süreli bir ilişki sonrası Ezgi, yazarlık eğitimine devam edebilmek adına yurt dışına gitmek zorunda kaldı. Ezgi, 20'li yaşlarda, çocukken küçük kardeşinin ölümüne şahit olmuş ve mentalini korumak için yazmaya başlamış bir kadındı. Veysel'den ayrılmak istememesine rağmen buna mecburdu ve ona bu mektubu yazmaya karar verdi.



''Çok önemsiz biriydin. Seni ilk gördüğümde sana dair ilk düşüncem buydu. Hani kader bir kere daha buluşturmasa bizi, var olmadığından çok emin yaşayabilirdim. Kabul ediyorum, absürt hareketlerinle buluşmalara renk katıyordun. Herkes buluşma sonrası senden bahsediyordu; kimi seni küçümsüyor, kimi senin ne kadar eğlenceli ve mükemmel bir insan olduğun gerçeğini ağzından düşürmüyordu. Bense sana karşı sebebini açıklayamadığım bir his besliyordum. İnkar ettim. His orada değilmiş gibi davrandım. Önemsiz biriydin çünkü. Tarzım da değildin zaten. Zamanla göz ardı ettiğim bu his büyüdü. Kontrol edemedim. İnkar edilemeyecek bir gerçek halini aldı. Hoşnut anlarında kısılan gözlerin ve sanata dair merakın ilgimi sana kilitliyordu. Dans edişlerimizde kendimi unutuyor, hiçbir şeyi umursamaz tavrında sıcaklığı buluyordum. Biliyor musun, çocuksu bir tarzın var Veysel. Sana öğretmeye çalıştığım her an bana hoca oldun. Şimdiyse rüyalarımdan bile ayıramazken seni, gitmek zorundayım. Sanatım sen dolmuşken bütün ihtimalleri öldürmek zorundayım. Seni sevmeyi hiç beklemiyorken ruhumu senden alamıyorum. Yurt dışındaki ruhsuzluğum hayatımın gerçeği olacak ve sen özlemimin vücudu olacaksın.


Seni seven,

Ezgi'n.''