En son kız arkadaşım sırf elini tuttuğum bahanesiyle benden ayrılalı üç dört ay olmuştu.O günden beri dikiş tutturamıyordum. Cafelerde orda burada ortamlara giriyor ama herhalde diğer dişiler üzerinde "İşte dişiler tarafından istenmeyen, cazibesi olmayan erkek müsveddesi geldi!" etkisi bırakıyordum veya biraz özgüvensiz imaj çiziyordum bilmiyorum.


Yine bu sıkıntı günlerimde İnstagram'da takılırken, üniversitenin itiraf sayfasında bir paylaşım dikkatimi çekti.


"Dün yemekhanede bana su veren çocuk, bana ulaşabilir mi lütfen?" yazmış kızın birisi. O bendim diye kolpadan sıksam mı acaba eğlenir dalgaya vururum diye biraz düşünüp ikiledim sonra dm'den yazdım.

"Merhaba dünkü çocuk bendim. Bende seninle tanışmak istiyorum." dedim. Profil fotoğrafım yoktu. Özgüvensiz olduğum için kaldırmıştım ama bu bir artıydı bu sayede gerçekten su veren çocuk olup olmadığımı bilemezdi.

Kızın da fotoğrafında yüzü gözükmüyordu. Eliyle yüzünü kapatmıştı, başka da fotoğrafı yoktu.

Konunun buralara nasıl geldiğini bilmiyorum ama hiç beklemediğim bir şey oldu. "Yarın okulda görüşelim " dedi. Lakin ben üniversitede öğrenci felan değildim. Atanamamış bir işsizdim. "Okulda yarın dersim yok, cafede buluşalım." dedim kabul etti.


Cafe olarak arada akşamları agalarla nargile içmeye gittiğimiz bir mekanı seçtim, gündüzleri boş olduğu için. Nedense bir rezillik çıkarsa tanıdık kimse görmesin istiyordum. Mekana gittiğimde in cin top ounuyordu. Bir masaya oturup beklemeye başladım.


Kızın nasıl bir şey olduğunu bilmiyordum, nasıl tanıyacaktım bilmiyordum. Kız da beni değil, su veren elemanı bekleyeceği için mekanda beni görünce pas geçecekti muhtemelen. İşin bu kısmını konuşmayı ihmal etmiştim. İnternetim yoktu İnstagram'dan yazamıyordum. Numarasını istememiştim, hızlı gitmek istemediğim için. Hızlı gitmek istemetip buluşma teklifini kabul etmiştim. Böyle paradoksumdur ben. Dolayısı ile çaresiz, mekana giren ilk kızı o sayacaktım.


Baya bir süre mekanda tek başıma oturdum. Cemo gelip gelip bana "Abi Bingöl'den çok güzel Al Fakher tütün getirdim yakıyım mı bir tane?" diyip duruyordu. Aklı sıra siftah yapacaktı benimle. "Param yok Cemo," demiyordum, onun yerine "Demli çay kafi Cemocum." diyordum.


Tek başıma otur otur patladım en sonunda. Kızın gelip gelmeyeceği de meçhuldü zaten. Belki okulda tekrar elemanı görmüştü, bu sefer tanışmışlardı.

"Dün yazdığında mutlu oldum." demişti çocuğa.

Çocukta "Ben sana yazmadım." demişti şaşırarak.

Aralarında, bir yanlış anlaşılma olduğunu sandıkları sohbet başlatmış ve yanlışlıkla aralarını yapmıştım belki. Belki yazmasaydım tanışamayacaktı o kız onunla.

Neler düşünüyorum lan ben? Kafamdan kurup inanıyorum! Ama sağlam kuruyorum ha bi ara kitap falan yazar köşeyi dönerim belki.


Neyse, beklemekten ümidi kesip lak lak yapmak ve kendine yaktığı nargilesinden istifade etmek için Cemo'nun ocağına gittim.

İçeriye sis inmiş gibiydi. Cemo sis perdeleri ardından uhrevi bir şekilde hayal meyal gözüküyordu. Sanki bir ulu insan, bir evliya oturuyordu odada! "Ne hale getirmiş odayı ciğersiz pezevenk!" dedim ama içimden. Dışımdan da geyik muhabbeti döndürmeye başladım.


Nihayet ciğeri körük arkadaşım ayaklandı da marpucu elime alma fırsatım oldu. Nereye diye sormadım umrumda değildi "İnşallah bir süre gelmezde beleşten nargile içerim!" diyordum ama o "Ben şu kıza bir bakıp geleyim." diye rapor geçti.

"Ne kızı lan hayırsız?" dedim.

"Müşteri ya iki saattir tek başına boş boş oturuyor," dedi. "Gidip birşeyler iteliyim, Bingöl'den çok güzel tütün getirdim." diye saçmalamasını sürdürürken hemen ayağa kalktım. Ocağın küçük penceresen baktım. Harbiden bir kız vardı mekanda. Benim az önceki masamdam görünmeyecek bir açıda oturuyordu. Demek ki mekana benden önce gelmişti. Ben ümidi çoktan kesmiştim ama kız beklemeye devam ediyordu!


Cemo'ya durumu ayıktırdım. Sonra cesaret versin diye nargilesinden sert bir fırt aldım. Allahım bu ne! Zehir zıkkım!

"Bu nasıl nargile lan böyle! Bir fırtta dünyam karardı, Allah'a yolcu oluyordum!" diye çıkıştım. "Ağır birader, herkes kaldıramaz erkek adam işi!" dedi gülerek.


Kızın yanına giderken başım dönüyordu, düştüm düşecektim. Kızın kucağına mı bayılsaydım acaba? Yada yok lan.


Gittim kızın masaya oturdum. "Nasılsın?" diye sordum.

Kız yabancıladı ama "İyiyim," dedi sadece.


Lafı uzatmadan "Dün sana su verirken tanışacağımızı düşünmemiştim." dedim beni tanıması için. Gerçi o da ben değildim ya neyse. Kızdan bi cevap gelmeyince devam ettim "Yani seninde ilk anda bir şeyler hissetmen çok hoşuma gitti." dedim, mükemmel oyuncuydum. Bir ara tiyatroya mı başlasam?


Kız birden bire yaptığından utanmaması gerektiğini ve birşeylerin karşılıklı olduğunu anlamanın verdiği bir rahatlamayla sanki oh çekti. Kaskatı oturuşu gevşedi, ellerini masaya koyup yaslandı.


"Ne içersin?" diye sordu. "Kahve," dedim. Cemo'yu çağırdı iki kahve söyledi. Cemo'yla rol gereği tanışmamış gibi yapıyorduk. Eşek herif burda da tutturdu "Bingöl'den çok güzel Al Fakher tütün getirdim illa size bir tane yakayım meşe kömürüm de var. Ayşe, neşe, meşe, köşe!" muhabbeti yapmaya!

Kız inatla red ediyor Cemo lafı uzattıkça uzatıyordu. Benim kıza sulanmaya mı çalışıyor diye düşünüp kuruldum bebeye. Çıkışta hesabını soracaktım.


Müstakbel zevcem öyle çok aham şaham hoş bir kız değildi. Esmerceydi, zayıftı, kemikli keskin yüz hatları vardı. Türkçe'si biraz kırıktı. Hiç biri de umrumda değildi. Rolümü oynuyordum.


Gelmeden yemekhane listesine bakıp dünkü yemeği öğrenmiştim. "Tavuk iyi pişmemişti." falan diyordum. "Evet ya kötüydü." diyordu o da. Acaba cidden doğru mu tahmin etmiştim yemeğin lezzetsizliğini , müneccimmiydim? Bir ara fal bakmaya başlayabilirdim...


Tabi garip olan başka şeyler de vardı. Bu kız nasıl oluyorda hakkında itiraf sayfasına yazacak kadar etkilendiği elemanın yüz hatlarını hatırlamıyordu? Benim o olmadığım ilk görüşte ap açık ortadaydı zaten.


Konu konuyu açıyordu. Diyarbakır'lıymış, adı Hasret. Suçu saz çalmak değilmiş, suçu falan yokmuş öğrendiğim kadar.


Daha önce hiç Diyarbakır'a gitmişmiyim? Hevsel bahçeleri çok güzelmiş. Önceleri Sur'lara çıkılıyormuş ama artık çıkılmıyormuş. On Gözlü Köprüde Dicle'yi izlemek ne güzelmiş. Orada bir kahvaltı da yapılsa tanından yenmezmiş...


O anlatıyordu ben dinliyordum. Buraya geleli çok olmamış. Pek alışamamış, pekte arkadaşı yokmuş. İtirafına dönüş yapmam onu çok memnun etmiş. Baya beklemiş artık gelmeyeceğimi sanmış...


Kıza içten içe acımaya başlamıştım. Gözleri ışıl ışıldı, çok mutlu oluyordu konuştukca. Belki beraber bir şeyler yaşamak falan istiyordu.

Doğruları söylemezsem kızın bu yalnızlıktan ve memleket hasretinden bunalmış vaziyetinden istifade etmiş gibi hissederdim kendimi! Belki kız gerçekten dünkü çocuğun kendisine yaptığı jestten dolayı, yüzünü tam görememesine rağmen, onunla tanışmak istemişti. Bende salak gibi atlamıştım! Kendime çok kızıyordum. O anlattıkça da daha da kızıyordum!


Artık dayanamadım "Hasret!" dedim. "Ben sana yemekhanede su veren kişi değilim! Ben aslınsa üniversitede öğrenci bile değilim. Bu aralar biraz yalnız ve depresifim, kafa dağıtmak için o benim diye yazmıştım, konunun buluşmaya geleceğini tahmin etmemiştim! Bugün buluşmaya gelmemem gerekti ama geldim işte, kusura bakma lütfen. Seni tanıdığıma çok sevindim ama o değilim ben. Şimdi kalkıyorum, hesabı ödeceyeceğim, lütfen kusura bakma."


Ayağa kalkacaktım ki kolumdan tuttu. "Biliyorum" dedi.

Duraksadım

"Zaten öyle birisi hiç olmadı."