kafamda bi hikaye bulutların içinde geçiyor.

hep böyle mi olur dedi küçük kız evet cevabını duymadan koşturmaya başladı.

rüyasında küçük bi anahtar bulmuştu sonra  cebinde saklarken düşürdü.

oysa öğrenecekti 

“sakladığın herşey kaybolur. unutmalısın“

sonra rüzgar alır götürür ve bilinmezler diyarında yalnız adam Olric onu yer.

ve Olric in midesi kaybolan şeyleri saklar.

dedim ya kafamda bi hikaye bulutların içinde geçiyor. unutmalısın

renksiz soluk bazen gri belki beyaz. 

sevdiklerime su damlaları olup dokunuyor ya da yağıyorum üstlerine. 

içimden renk renk gökkuşakları geçiyo.

içimden elektrik yüklü kıvılcımlar..

şimdi ve burada olmanın hüznünü ve mutluluğunu anlatamadım. durdum öylece.

durmak da çok şey anlatır.

dur.

hikayeleri yazanlar anlatamıyormuş küçük kız bunu çok sonra öğrenicekti. 

her anlatmaya çalıştığında iki karga onu ziyaret edecek,

biri yerin yedi kat altında bi ağacın içine, diğeri kafasının içine yuva kuracaktı.

renkli kalemlerini kırıcak ve ona ağlarsa gözyaşlarından kendine bi deniz yapmayı öğretecekti.

bi balık gibi yaşamayı öğrensin diye.

sonsuz ama son değil.

yaşamayı öğrensin diye.

küçük kız kuş olmak istiyordu.

parlak solungaçlar değil belki ama rüzgara meydan okuyan kanatlar.

balıkçının oltasından korkuyor.

sonra babasının ona verdiği sapanı bulutlardan aşağı atıyordu.

o bir zalimin, büyük ellerini tanıyordu. 

hatta bir rivayete göre o büyük ellerin onu bi zamanlar sapanla vurduğu da söylenir. 

o yüzden Çehov u hiç sevmez küçük kız. 

“bir martı vurmuştunuz hatırlar mısınız ? “