Hislerden bahsetmek bazen ne kadar da zor oluyor. Öyle bir tat anlatır gibi değil. Bir tablonun güzelliğini betimler gibi değil. Uzayın içinde bir karadelik gibi. Evet tam olarak böyle. Yutuyor bütün güzellikleri, korkuları, hüzünleri. Her şeyi barındırıyor ama hiçbir hisse vermiyor önceliği. Karıştırıyor, birbirine giriyor bütün duygular. Denizin dibine batmışlar da derinlerde dünyalar oluşturmuşlar sanki. Ama ulaşılamazlar, elle tutulamazlar, yüreğe işlenemezler. Öylece beklenirler sadece. Belki yıllar alır yüzeye çıkmaları, belki de hiçbir zaman çıkmayacaklar. Varlıkları bilinebilir sadece, hissedilmeleri ise bir mucize gibidir. Öyle bir mucize ki gözyaşlarında boğar insanı. Bazı zamanlar olur çaresizce haykırır insan gelmeleri için derinlerden. Bazen de daha da derinlere gömmek ister varlığını unutmak için. Ama mümkün değildir unutmak.


Belki de insanı insan yapan bu karmaşadır, bu karadeliktir. Yaşamı yaşam yapan da beklemektir karadeliğin insanı yutmasını. Duygularla buluşma anının güzelliğidir belki doğanın güzelliği. Her güzelliği hak etmek gerekir. Belki de bu an için tüm ömrünü vermelidir insan. Bu güzellik için beklemeyi öğrenmelidir ruh, çürümekte olan bedenin içinde. Bir gülümseme, bir damla gözyaşı, bir ürperti ve kalbin çarpışı daha değerlidir belki de hayattaki her şeyden. Yaşamak için bekleyebilmelidir insan, bir şeye değer verecekse önce onun izdüşümü olan zamana vermelidir değeri. Hepimiz zamandan ibaret değil miyiz zaten?