1. Bölüm: Sorgulanır, Sorgulanabilirse Yaşanmakta Olan


Onlarda kendi gönül yüceliğine hayransa ilahları

Neden örtünmeli insan bütün servetlerinden

Ne için inançlıları göksel yıldırımlarla korkutur sanrı

Köleler sırtlarını yırtarcasına o kuvvete engel olurken

Savaş kuşanarak barışlara davet ediyorsa kara yazgı

Ne umar ki fikir körpe putlarla çevrili o şehirden

Gölgem dahi benim değilse gölgem dahi kanlı

Kötüyü ekmek için eğer kötü bir topraksam ben

Ne vakit adımı anacak yarattığınız kulaksız Tanrı


İnsan geceleyin kendisini yamamaktan geri kalmıyorsa

Kim bir genç kız gibi namusuyla uyuyup uyanmakta

Gökten ölümler doğuran Elegabalus'un gülleri yağar da

Niçin durdurulamaz Anemolyalıların zengin kepazeliği bu çağda?


Hem bu çağda hangi tinsel ışık ki basamakların tepesinden yayılır

Hangi soytarı ki o bir kral gibi sakınır

Bir köpek gibi

Paryaların hayallerine paravanlık ederken bilekleri

Bizden neye sabretmemizi ister ısrarla bu keskin çağ

Ayaklanıyorsa eğer sorgulayan akıl ile boyun eğici o ruh

Hani çılgın düşüşler ve ardına erdem çiçekleri açacak fidanlar

Hani kavgamın kangreni, ülkemi saran alacalı koyunlar

Ve aşağılık cümbüşlerle çarçur ettikleri yüz koca yıl

Nerede Makarialıların halk için kurdukları şanlı töre

Öd suyunun kara buharına bulanmış zehir

Markizlerin ve yosmaların dillere destan güzelliği


Doğuracağı yüzyıl beni efsane kılıyorsa suç benim midir?

Ruh ki perhizinden gayrı bir direnç gösteremezse kendini sarana

Mezarsız ölümün mâbedi gökler midir?

Nasıl sihirlenir Musa'nın asasıyla yaprak çırpışları

Tûr'un sağ tarafı için oluk oluk akarken ruh gönülden

Nereye alıp götürür oğlumu kent soylu acar bakışları

Philémon ile Baucis fizandan konukseverliğini sunarken


2. Bölüm: Cevaplar Sorularına Boyun Eğiyorsa Eğer


Biliyorum sancılı olacak

Çünkü düşmanın kömür ve elektrikle işleyen mucizeleri var

Biliyorum ancak

Bana bu boş insanlardan ve kuru avuntulardan uzak bir yaşam

Çağıma gürültü dolu namlularına kuş konmadan uyanmak ve

Fikirlerimden halkımın zihnine ayaklanışlar peydahlamak gerekir

Çünkü salınmış öküzler kır atlarıyla boy ölçüşemezler

İşte bu yüzden

Ne eşyanın lafta zorunluluğu

Ne de makinede bulunan bencil dülger kavisleri

Biz inanmış kavmi yolumuzdan döndüremezler

Nefeslenir aşgın tepelerinin coğrafyasında neferler

Ihlamur ve çınar ağaçlarının gölgesinde bulurlar soluğu

Hapsolunur sorgusuz kabul edilmiş bütün garbî törenler

Vâdedilmişken şeksiz şüphesiz kurtarıcı Tanrının buyruğu


3. Bölüm: Sesleniş Bulut Başlıklı Bütün Kayalıklardan Yankılanmakta


Bilelim ki ey kof burunlu iğde ağızlı halkım!

Bizden öncekiler kaylule uykusunda mabedi arşınlardı

Âşık ve ağırbaşlı bir nefes çekip

Yetimler ülkesinin geceleri ardına güneşler bağışlardı

İşte o mukaddes çağda

En üstün zevk zevke muhtaç olmamaktı

Onlar yazısız tek gün geçirmeyip

Zengin olmaktansa zenginlere baş olmak isterlerdi

Takip edilmek arzuları yoktu çünkü bilirlerdi

Bilirlerdi karga da insan da yalnız kendi yavrusuna gülümserdi

Şüphesiz o çağda merak korkuya karşı hep galip gelirdi


Öyleyse bilelim ki ey topal zihinli kof yürekli halkım

İnsanın insanca Tanrısı olduğu bu altın viranda!

Meraktan saflığa giden her yokuş kayıcıdır

Önümüzdeki tren için bize ayrılmış kompartımanda

Elbet fikirlerimiz için yaşanacak nice sahınlar vardır

Elbet derebeylerinizin emirlerinden daha hoş bir sadâ

Kubbelerinizin çıvgından türeyen nice kutsanmış sözcükler vardır


Uyandıralım öyleyse birbirimizi art arda

Çünkü bir İngiliz gibi kaçıp gitmek de

Bir İskoç gibi savaşıp yenilmek de

Bizim için yakışıklı birer rol değildir

Çünkü kaçmak da yenilmek de namzetimize ihanettir...