Gökyüzünün kollarını sıvadığı bir yağmur öncesi

Güneş sağ yanağından doğardı ufuklara 

Ve yalanlarınla ıslattığın hislerim

Damlayamadan kefenleşti göz pınarlarımda

Bundandır kifayetsiz ağlayışlarım

Ve yalnız bu geceye has değil 

Kökümden sökülüp gitmelerim.


Bayram önü yüreğini ummana çeviren çocuklar ve evler 

Canhıraş bir vedayla nasıl sarılırsa anne yokluğuna

Öyle sarıldım göğsümü heyelan yerine çeviren boşluğa

Şemsiyemi sana siper ettiğim yolların panoramasında

Yenildim

Oysa kaybettiğim soluklarda yeni değildim.


II


Karaborsada satıldı bir gece cevapsız sorular

Toprak örtmedi karanlığın gölgesini

Kainat uzaktı katillerinden

Ama sen yakındın cinayet mahalline yıllar öncesinden

Teşhisi çoktan koymuş ve gitmiş

Ansızın yok olmuştun satırlarda

Olay yerine gelen hüznün 

Viran polisleri ise şimdi yanı başımda

“Sevginin kıymığı batmış ruhuna” diyorlar

Çaresizce soğuyan bedenime

Şiirini okumaktan korktuğun yarı ahmak duvarları seriyorlar.


III


Annemin kıt kanaat yetiştirdiği kalbimi

-Evet, sevimsiz düşüncelerle paslanmış kalbimi-

İnsanlığın utancıyla yüzleştiği varoluş hazinesine karşı çıktığım anlarda 

Bir köy kahvesinde yaşamayı bilmeden gün dönümü kemiren

Zift bürümüş suratlara rağmen

Sessiz bir harf kadar küçük alfabemin içe dönük koridorlarında

Kaçtığım her hatırayla sıkarak

Yakarak... en çok yakarak 

Sarkıttığın küllerinle gülümsemeni görmekten korkuyor

Yalnız sesli harflerin cenazesinde ismini sayıklıyorum. 


Membaım sert kayalara sıkışmış ağaçkakan

Acımın yosunları debdebeli

Varacak noktaların başı kesik

Yalnız yürümeye mahkum kılınmışım ezelden

Ne kaybederim bu saatten sonra

Vakit tortuları silinip giderken


IV


Son sözü söylemekten korkuyorum

Son bir söz: Kundaklanmış bütün sevda yeminleri adına

Nasıl ve neden döküleceği belirsiz

Dip dibe ve istemsizce

Ayrılığın yangınını körüklüyor kelimeler

Geri geri atılan titrek adımlar

En sonunda yok olmalar


Yemin işte, alt tarafı gönülden verilmiş bir söz

Dediğim anda fark ettim

Meğer kurşun baharları delip geçmiş

Hazan kokusu ciğerlerime sinmiş

Tavşan dağa küsmüş

Ölümüm pek yakınmış 

Ne dağın ne tavşanın haberi olmuş

Yaşadığımı zannettiğim hayat pek umursamazmış.