İki seçim yaptık 2023’te.


İki de film izledik.


Kuru Otlar Üstüne bir de Hayat.


İki kısımdan oluşan bir yazı olacak bu. İlki Kuru Otlar Üstüne’ ye ait.

Filmin adı Anadolu’nun hemen her köşesinde gördüğümüz, ıssız dağlarımızın, patika yollarımızın istenmeyen tüyleri niteliğinde, adını bile bilmediğimiz bir ot ile imgeleştirilmiş. Filmin sonunda bu ota saniyelerle de olsa değinilmiş.


Sen, ben ya da biz, hepimiz. Ülkemizin insanları. Otlarımız.


Nuri Bilge Ceylan, filmlerinde senaryo ekibini çekirdek de olsa birden fazla kişiden teşkil etmeye gayret gösteren bir yönetmen. Bu çabası filmlerindeki felsefi altyapıyı da besliyor. Ben bunu yazdım demek yerine eşi de olsa başka bir gözden hikayesine yardım alıyor.


Her ne kadar sanat filmi yapsa da senaryosunun bir matematiği var. Bu matematiğe sadık kalışı onu festivallere taşıyor.


Filmlerinde şahsi yaşamlarında sorun yaşayan karakterler toplumdan kendini soyutlamaya çalışsa da; çevreleriyle kaçınılmaz bir alışveriş içerisindeler.

Ahlat Ağacı’ndaki Sinan aykırı bir tip olsa da köyün imamından, kasabanın belediye başkanına kadar her kesimle diyalog kurar.


Samet öğretmen amansız kışların, üşüyen köpeklerin açlıktan kırıldığı diyarlarda; köyün baytarıyla, ipe sapa gelmez serserisiyle akşamları mum ışığında şarap içer.


Bu durum izleyenleri; kendilerini kahramanın yerine koymaya ve üzerlerine bir kabus gibi çöken toplum baskısına karşı bir çıkış yolu aramaya sevk eder.


Samet öğretmenin bencilce tavırlarını görürüz, Sinan’ın kitabını bastırmak için babasının en sevdiği köpeğini sattığını anlarız ama yine de bu bencil hareketler onları gözümüzde salt kötü yapmaz.


Diyalogların olmadığı geçiş sahnelerinde Nuri Bilge bazen sıradan bazen ise nutkumuzu kesecek manzaralar serpiştirir filmlerine.

Bazen bir elmanın derede yuvarlanışını izleriz. Sepetteki domatesler tepeden aşağı yuvarlanır sonra yarış yapar gibi birbirleriyle. Cepte taşınan yumurta elbet bir zaman gelir, kırılır.  


Çevremize, gettomuza, betonlarla örülmüş mahallelerimize bir farklı bakarız Nuri Bilge izledikten sonra. Eskimiş bir şey artık çöp değil yaşanmışlıktır bizim için. Bir muhtar bulsak da muhabbetine dalsak deriz bir taşrada.


Bir katilin olanca caniliği yanında, bir keşif esnasında, gösterecekken bir cesedin yerini; sigara istemesine hak tanırız.


Tüm bunları onun sineması verir bize. Olay ne olursa olsun yanında yöresinde hayat akıp gitmektedir.


Samet Hoca en yakın arkadaşına kazık atabilir. Dünyadaki tüm beğenileri küçücük bir köyde yaşarken kendisine hak görebilir.


Ya o üzerine basıp geçtiğimiz, adını bile bilmediğimiz Kuru Otlar…

Onları da fark edecek miyiz?