İki kişilik bir sofra hazırladı Milena.

Karşılıklı iki sandalye koydu.

Özel bir akşamdı onun için. Umutları, acılarıyla yemek yiyecekti. Çok heyecan vericiydi.


İkisi de birbirine uzun uzun baktı. Daha önce hiç karşılaşmamışlardı. Milena ortalarına geçti, “Biriniz için son akşam yemeği, bu sofra iki kişilik.” dedi. “Ben ve kalan, bir ömür devam edeceğiz, diğeri bu kapıdan çıkacak ve bir daha dönmeyecek.” Umut çok emindi kalacağından. Kim acılarla kalmak ister ki dedi içinden. Acılar da emindi gideceğinden. Ama sormak istedi. “Kim bir ömür umutla yaşamak ister ki?” dedi. Karşılıklı silahlar hazırlanıyordu. Milena ise heyecanla seyrediyordu. İki kadeh şarap koydu ikisinin de önüne.


Önce umut çıkardı silahını. “Seni kim niye istesin? Sen yalnızca hüzün getirirsin, başka bir şey bilmezsin, Milena benimle kalmalı.” dedi.

Acılar gülümsedi. “Ben her zaman gerçeğim, sahtem yoktur. Belki can yakarım ama senin yalanların Milena’yı öldürür.” diye yanıt verdi.


Umut suçlamayı kabul etmedi. “Ben gerçeğim, yalanlara inanmak isteyen Milena” dedi.

Acılar gülümsedi. “İşte sen bu kadar kolay yarı yolda bırakırsın, seninle bir ömür yaşanmaz.” diye suçladı umutları. “Herkes beni ister” diye bağırdı umut. Acılar eline kadehini aldı. Kırmızı bir şarap doldurdu. “Biliyorum, ben de daima seni arzuladım, lakin seni istemek beni öldürüyor.” dedi.


Ardından Milena’ya baktı. Milena acılarına onaylar şekilde kafa salladı. Acı en derinindeydi Milenaʼnın. Umudu seçse bile, acı içinden asla gitmeyecekti. Çünkü onu çok iyi tanıyordu. Milena var olduğundan beri onunlaydı.


Umudu hayat tanıştırmıştı Milena ile.

Onun bir oyunuydu. Hayatın Milena’ya en alçak oyunuydu. Çünkü bir ömür sofrasında onu ağırlayacaktı. Milena acıları seçmeyecekti. Hayat, Milena’yı kendi silahıyla öldürecekti.


Acılar hayat boyu hiç istenmemişti, o yüzden sonunu biliyordu. Eline aldığı kadehi havaya kaldırdı. “O halde son kadehimi Milena için kaldırıyorum. Yavaş yavaş ölecek olan Milena’m için...”