Balkonda kahvemi içiyorum. Aşağıdan geçen insanları izleme alışkanlığı kazandım sanırım. Talat ve Sabiha yanıma geldi.


" Anne bugün okuma saati yapmıyor muyuz? " dedi Sabiha.


" Yapalım kızım. Bugün biraz kısa sürecek. Akşama babaannengil bize ziyarete gelecek. Öyle yapsak olur mu? " dedim.


" Olur anneciğim. " dediler.


Salondaki televizyonu uzun zaman önce kaldırmıştım. Dev ekranların artık daha küçüldüğünü, televizyonun artık eskisi kadar moda bir alışkanlık olmadığını düşünüyorum. Hatta düşünmekten öteye biliyorum diyebilirim. Bireyselleşen bir Dünya'da medyanın da bireyselleşme yolculuğunu görür gibiyim. Çocuklar kitaplarını alıp yanıma geldiler. Yorgun narsist uykudan uyandı. En azından çocuklar konusunda hemfikir olduğum birisi kendisi.


" Ne yapıyorsunuz bakalım? Talat oğlum babaya hoş geldin yok mu? Sabiha?" dedi.


Çocuklar koşarak babalarına sarıldılar. Şimdiye kadar bu adama tahammül potansiyelimi artıran olayların başında bu geliyor. Biraz çocuklarla ilgilendi. Çocuklara kendini övecek bir şey bulamadı. En sinir olduğu durumların başında bu geliyor. Kendini ön planda görmediği planlara dahil olmakta, sosyalleşme boyutunda sorunlar yaşayan bir zat. Mutfağa gitti. Çocuklarla kitap okumaya başladık. Yaklaşık bir saat gibi bir zaman hiç oldu. Bizimkiler gelmek üzereydi. Çocukların kıyafetlerini değiştirdim. Bizim zat-ı muhterem bu konularda hassastır. Kendine ait bir sus eşyası olarak gördüğü bizleri her zaman süslü bir şekilde göstermek ister. Kapı çaldı. Kapıyı hemen açtım. Bilindik sohbetleri ettik. Mutfağa geçtim. Yemek telaşına girdim. Bizimkiler umduğunu yediği bir misafirlik anlayışına tabîdir. Yemeği ısıtıp servis ediyorum. Suzan kendine hizmet edilmesini çok sever.


" Maşallah gelinimizde ne hamarat." dedi.


Hafif bir tebessum ettim. Hamarat olmanın ne demek olduğunu bilmeyen birinden bu denli övgü almak komik bir espri olsa gerek. Bizimki hemen atladı. Hiç durur mu? Yeterki kendini ön plana çıkaracak bir fırsat geçsin eline.


" Ee anne kimin karısı. Böyle işler onun elinden her zaman gelir. Öyle değil mi hayatım?" dedi.


Oyuncu rolünün hakkını veriyor. Sorun çıkmasın diye alttan almam gerekiyor. İhalenin başıma kalmasını istemiyorum.


" Öyle öyle. Haydi oturalım. Siz çorbanızı içene kadar ben yemeği ısıtayım. " dedim.


" Öyle olur.mu kızım? Biri yer biri bakar." dedi düşünceli anne.


" Anne siz yemeye başlayın. Bende beş dakika sonra yerim. Bir şey olmaz. " dedim.


Orhan atladı hemen.


" Bız yiyelim anneciğim. Kızın beş dakika sonra yer. Hemde sana başarılarımı anlatmak istiyorum. " dedi.


" Madem öyle diyorsunuz öyle yapalım. Senin zaten başarılı bir iş adamı olacağın küçük yaşında belliydi. Oğlum aklıma.ne geldi? Küçükken atı tüccara daha yüksek fiyata satmıştın ya. Hatırlıyor musun? " dedi.


Bu histerik çocuğun annesinden aldığı ilgiye daha fazla katlanmak istemedim. Çocukları sofraya oturttum. Bende mutfağa doğru gittim. Her zamanki bilindik sohbetleriyle dolu bir akşam geçti. Bir histeriğin anılarını dinledik. Koca bir gece nasıl bitmez? Bir an zamanın kırıldığını hissettim. Akrep yelkovanı hiç umursamıyordu. Annesi bugün bizde kalmaya karar verdi. Annesinin yatacağı yeri hazırladım. Bizim.yorgun savaşçı yorgun düşmekten uyuyakalmıştı. Gün garip bir şekilde bitti. Bir an hiç bitmeyi isteyemeyecek gibi düşündüm. Bitti sonunda. Çocuklar uyumuş, evde bir sessizlik zuhur etmişti. Bende uyumak için yatağa gittim. Kafamdakileri geri planda bırakmak için uyku ilacımı su yardımıyla içtim.