Decadense ve Nihilizm:

Nietzsche'nin çekiçle felsefe yaptığını söyleyebiliriz çünkü kalıplaşmış değerleri yıkıp yerine yeni değerler koyuyor. Nietzsche; Avrupa’nın kültür dünyasının 19. yüzyılda çökmüş oluğunu, yani yozlaştığını söylemektedir. Bunu da “decadence” kavramıyla açıklar. Nietzsche’ye göre Batı kültürünü dekadense dönüştüren neden, hakikat arayışında aklın insanın içgüdülerinin önüne koyulması ve Hristiyanlıktır. Ona göre “iyi insan” ve “kötü insan” da yozlaşmanın iki tipidir.

Nietzsche’ye göre dekadens, beraberinde inançların çöküşünü ve ahlaki olana karşı kuşkuyu da getirerek nihilizme yol açar. Nietzsche, var olan değerler sistemini ele alırken Hristiyan ahlakının oluşturduğu değerler sistemini ifade etmek ister. Ayrıca Tanrı’nın ölümü ile de birlikte başka bir dünyanın olmadığını (cennet-cehennem) ve böylelikle de Hristiyan inancının dayanaksız olduğunu savunup nihilizmin kaçınılmaz bir son olduğunu belirtir. Nietzsche, nihilizmi “değerlerin değersizleştirilmesi” olarak tanımlayıp kendisini de aktif nihilist olarak tanımlar. Bu tanıma binaen Nietzsche'yi tam anlamıyla nihilist olarak görmek pek doğru sayılmaz. Çünkü Nietzsche nihilizmi benimsemez, onu üst insana ulaşmakta bir araç olarak kullanılır.

Aktif nihilist, her şeyin anlamsız olduğunu kabul eder fakat değerlerin yeniden değerlendirilmesi gerektiğini savunur. Hiçlikten kurtulup üst insana ulaşmaya çalışır.

Pasif nihilist ise kendini anlamsızlığa adar, dünya hayatının boş ve yaşanılası olmadığını düşünür.


Nietzsche Ahlâkında “Din ve Tanrı”:

Nietzsche, insanların sahip olduğu ahlâkın ve değerlerin koca birer mit olduklarını ve bunların tamamen yıkılması gerektiğini söyler. Ona göre insanlığın sahip olduğu değerlerin birçoğu, Yahudi-Hristiyan ahlâka ve eski Yunan geleneğine dayanmaktadır. Nietzsche’ye göre bu geleneklerin temelleri akla dayanmaz ve sağlam değillerdir. Nietzsche’ye göre aslında Tanrı hiç var olmamıştır. O, insanların zor zamanlarda sığınılacak bir liman olarak gördüğü hayalden ibarettir. Ona göre insanlar bu hayale inanarak kendilerince bir erdem oluşturmuşlardır. Nietzsche, “Tanrı öldü” fikri ile ateizme işaret etmeyip hem Hristiyanlığın Tanrı’sına duyulan inancın kaybını hem de Hristiyan ahlakını ve dinini gerçeklikten tümüyle kopmuş olmakla itham etmişti. Nitekim “Deccal” adlı eserinde bu konuda Hristiyanlığı çok sert şekilde eleştirir.


Nietzsche Ahlâkında İnsan:

Nietzsche, insanları “sürü insanı, özgür insan, üst insan ve son insan” olarak ayırır. Öte yandan Nietzsche, insanları ahlak olarak eşit görmez çünkü insanlar ahlâk olarak eşit görüldüğü takdirde üst insanın bir manası kalmaz. İnsanı ise hayvan ile üstinsan (übermensch) arasında gerilmiş bir ip olarak tanımlar.

Sürü insanı (deve): Nietzsche’nin ‘deve’ olarak adlandırdığı sürü insan, moralli (ahlaklı) insan olarak ifade edilmektedir. Sürü insanı için bütün değerlerin, insanla ilgili her şeyin değerlendirilmesi kendisinden önce yapılmıştır ve kişinin yapacağı tek şey bunlara göre yaşamak, yaptıklarını bu değer yargılarına göre düzenlemektir.

Özgür İnsan (aslan): Nietzsche’nin ‘aslan' olarak adlandırdığı ve özgür insanın geçerlilikte olan ahlakının kalıplaşmış değer yargılarının insanın özüne aykırı olduğunu görür, kendi kendisiyle konuşur, kendi yolunu görür ki bu da nihilizmden sıyrılmak anlamına gelir, yaşamın kendisini problem edinir ve kendisi olmak ister.

Üst İnsan/Trajik İnsan (çocuk): Nietzsche; Tanrı’nın ölümüyle doğan boşluğu, Darwin’in evrim teorisinden de etkilenerek Tanrı’nın öğretilerinin ve gücünün yerini alabilecek insan soyu ile yani üst insan ile doldurmak ister. Evrim teorisinde yer alan doğal seçilim, Nietzsche’de güçlünün zayıfı yok etme hakkı olarak kendini gösterir. Nietzsche’ye göre üstün insan düşünce olarak öncelikle sürü insandan ayrılıp özgür insan olur, sonrasında ise özgür insanın açtığı yolda üst insana evrilir.

Üst insan yaşadığı hayata “eğersiz” bakar. Hayatını olumlar ve acıya da ‘evet’ der, acının onu güçlendirdiğini bildiğinden yenilenmeye devam etmek için hayatını sever (Amor Fati). Nietzsche "aşırı bireyciliği" savunarak her türlü birliğe karşı çıkılması gerektiğini söyler. Ona göre insanlığın refahı, kolektif bir yaşamda değil; üstinsanın kutsanmasındadır.

Nietzsche, hocası Schopenhauer gibi hayatlarımızı yöneten şeyin akıl dışı bir varlığın elinde acı çekerek ve anlamsız bir şekilde oradan oraya savrulduğumuzu düşünüyordu. Fakat hocasının aksine o, bu dünyadan yüz çevirmemizin bir korkaklık olacağını söyler. Nietzsche’ye göre acılar bizi olgunlaştıran, yoğuran ve bizi biz yapan olaylardır. Nitekim, "Beni öldürmeyen şey güçlü kılar." aforizmasının temelinde de bu felsefe yatmaktadır.

Nietzsche’nin üstinsanı; geleneksel ahlâktan bağımsız olarak kendine özgü değerler oluşturmayı bilmeli, kendisi için savaşmalı, sorgulamayı bilmeli ve hiçbir şeyi kutsal görmemelidir. Nietzsche’ye göre insan doğasının temelinde güç istenci vardır. Geleneksel ahlak bu güç istencini köreltmiştir. Nietzsche’ye göre üst insan, halkın kendini seçkinlerle eşit tutmak için uydurduğu eşitlik, dürüstlük, merhamet gibi insanı zayıf kılan kavramları dikkate almayıp aristokrat bir mükemmelliğe ulaştıracak güç istencinin peşinden gitmelidir. Nietzsche’ye göre üst insan olma yolunda her şey mübahtır.

Son İnsan: Nietzsche'nin Böyle Buyurdu Zerdüşt adlı yapıtında yer alan bir terimdir. üst insanın karşıtını tanımlamak için kullanılmıştır. Son insan yaşamaktan bıkmış, risk almayan, yalnızca huzur ve güvenliğini düşünen kişi olarak tanımlanmıştır.


Efendi (Soylu) Ahlâkı ve Köle (Sürü) Ahlâkı: Nietzsche Antik Çağ’da ilk olarak efendi ahlâkın hüküm sürdüğünü ve değer yargılarının asil, kudret sahibi, nüfuzlu insanlar tarafından belirlendiğini tespit eder. Bu insanlar tarafından belirlenen ve aristokratik ruha sahip olan bu ahlâkın da onu ortaya koyanlar gibi "iyi" sıfatına yaraştığını belirtir.

Efendi ahlâkı: Nietzsche’ye göre daha hırslı ve daha güçlü olanlar efendi ahlakına sahip olacaklardır. Yararlılık, iktidar ve güç onlar için ahlaki bir ‘iyi’dir ve zayıflık, acizlik ‘kötü’dür. Nietzsche, efendi ahlakına sahip olanları daha açık fikirli olarak tanımlayıp efendi ahlakına sahip bir kişinin daha çok güce yöneleceğini ve bu nedenle çoğu zaman başkalarının ahlakını etkileyeceğini söyler.

Köle ahlâkı: Nietzsche'nin geliştirdiği etik anlayışta öne sürdüğü kavram çiftinden biridir. Karşıtı efendi ahlakıdır. Nietzsche köle ahlakıyla bir tür yaşama biçimini dile getirmekte ve bu yaşam tarzını olumsuzlamaktadır. Köle ahlakına göre dindarlık, alçak gönüllülük ve sevgi 'iyi’ olarak tanımlanır. Korku, sabır, hoşgörü, gurur vb. türde özellikler barındıran yaşam anlayışı Nietzsche’ye göre köle ahlakına uygun bir yaşam anlayışıdır. Nietzsche; bundan dolayı Yahudi-Hristiyan etiği tarafından kutsallaştırılan köle ahlakının, önceden var olan baskın bir ahlâk yapısının saptırılmış hali olduğunu düşünür.


Nietzsche; gelenekçilik karşıtı ve radikal bireycidir, dini ahlâk anlayışından tümüyle kopuktur. Aynı zamanda sevgi, özgecilik, merhamet gibi ahlaki olarak değerlendirilen duyguların Yahudi-Hristiyan inançlarında temellendiğini düşünür. Bundan mütevellit Nietzsche, kişinin ahlâkının yalnızca kendisini ilgilendirdiğini söylerken yalnızca kendisi için ve her türlü sınırlamaktan kurtulmak için toplum ahlâkından soyutlanması gerektiğini belirtir.

Nietzsche, ahlakın bireyin toplumun çıkarları doğrultusunda yontulup biçilmesi olduğu görüşündedir. Nietzsche’nin amacı; yerleşmiş olan çarpık ahlâk anlayışının kökenlerini tespit etmek, buradan hareketle mevcut değerlerin bozukluğunu gözler önüne sermek ve bu değerlerin yol açacağı türlü yıkıcı sonuçların önünü alabilmektedir. Nietzsche bunun için muhkem temellere sahip bir etik ortaya koymak ister, o da zayıflara yönelik bir ahlâk esası yerine aristokrat değerlerinin egemen olduğu bir anlayış sunmaktadır. Onun için iyi bir dünya, savaşçı kahramanların egemen olduğu bir dünyadır.

Nietzsche, yerleşik temel erdemleri tam bir zayıflık olarak görmüş ve bunları insan ırkının gelişmesindeki büyük engeller olarak nitelemiş. Nietzsche için gerçek erdemler kudret ve dayanıklılıktır. Özgürlük, bağımsızlık, mücâdele yeteneği, gerektiğinde acımasız olmak onun için duygudaşlık ve merhametten üstün niteliklerdir. Örneğin merhamet, “Tan Kızıllığı” adlı eserinde şöyle geçer: “Merhâmet duyarken bilinçli olarak kendimizi düşünmeyiz ama bilinçsiz olarak yalnızca kendimizi düşünürüz. Merhamet duyduğumuzda kurtulduğumuz acı yalnızca bize ait olan acıdır. Merhameti öven kişinin ahlâk alanında yeterince deneyimi yok demektir.”

İyi ve kötü, Nietzsche’ye göre mutlak anlamı olmayan terimlerdir. Çünkü bunlar efendilerle köleler arasında çok farklı değerler almaktadır. Bu yüzden o kendi kendine var olan değişmez bir değer kabul etmez. Ona göre vicdan kavramı ispatlanamaz olduğu için hiçbir anlam ifade etmez.