Yaşamanın yüzü neden bu kadar soğuk anlayamıyorum açıkçası. Herkesin öfkesi derin ve altında yatan binlerce neden… Yaşamı ve öfkeyi bir bütün halinde görmem imkansız. Böyle olunca da öfkeli insanlarla yaşamak isteyen insanı aynı karede göremiyorum. Sokaktaki insan öfkeli, trafikteki insan öfkeli, evdeki insan öfkeli ve her yerdeki insan öfkeli. Bu çağ yaşamak değil öfke çağı galiba. Peki bu kadar öfkeliyken neden yaşar insan? Belki de yaşamak isteyip yaşayamadığı şeyler için sinirlidir insan. Yaşayamayacakları için… Kalbimde bir sızı var. Yıllardır sakin olan ruhum bu sefer öfkeli. Galiba bazı şeyleri ben de yaşayamayacağımı fark ediyorum. Bu kadar öfke altında yaşamayı da doğru bulmuyorum. Yaşamak için bile olsa öfke duymak yaşama isteğimden soğutuyor beni. Artık yorgunluğumuzun yaşamak gibi bir anlamı yok. Yorgunluğumuz yaşayamamaktan kaynaklanıyor. Öfke doğallaşıp tüm ruhumuza hakim oluyor. Öfkenin hakim olduğu yerde de ancak kan ve göz yaşı oluyor. Bunlardan da doğal olarak yaşamak çıkmıyor. Bir paradoksa yeniliyoruz hepimiz. İçinden çıkamadığımız her şey gibi buna da sinirleniyoruz. Ve bir çıkmaza daha giriyoruz. Çıkmazlardan çıkamayıp yaşamadan ölüme doğru koşuyoruz.


Düşünüyorum sakin kalmak, sakin olmak mümkün mü? Dingin bir ruha sahip kalmayı becerebilmek mümkün mü? Bunu başarmanın bir sırrı yahut yolu var mı bilmiyorum. Ama bu paradoksa yenilmek istemediğimden eminim. Emin olmak da başarmaya yetmiyor. Öylece öfkeli yüzümle aynada bakışıyorum. Aynalara küsmek bir çıkar yol değil çünkü aynalara bakmamak yüzümdeki öfkenin değil ancak onu görmemin önünü kesiyor. Bu da farkındalığı kaybetmekten başka bir şeye yol açmıyor.  Bütün yazılarım farkındalığa çıkıyor. Galiba insan farkında olmaktan başka bir halt edemiyor. Öyle olmasaydı eğer burada yazmak yerine bir şeyler beceriyor olurdum. Yahut ben beceremediğim için herkesin elinden gelebilecek en üst şeyin farkında olmak olduğunu sanıyorum. Sanılar dünyasında yaşayıp kendimi oraya hapsetmiş olmam çok mümkün. Çünkü bu kadarının farkında olup öfkemi dizginleyemememin başka bir açıklaması yok. Ya o ya da bu…


Dingin bir ruh ve sakin bir insan olmak için yaşamamak iyi bir yol, yaşarken ki yolu bilmediğimi ifade ettim. Bu yaşam karmaşası içinde ne olursa kim olursa olsun yutuluyor insan. İster mutlu mesut ister sızılar içinde. Hala bu kadar şeye rağmen neden yaşadığımı kavrayamıyorum. İnsanı belkiler öldürür diye inanmıştım, hala kimi durumlarda öyle olduğuna inanıyorum. Yani  belirsizlikler… Ama bugün bu konuyu yazarken şöyle bir baktığımda belkiler hayatta da tutabiliyor insanı. Belki dingin bir ruha ulaşırım, belki sakin kalmanın ve yaşamanın bir yolunu bulurum. Bir yerde okumuş ya da dinlemiştim hatırlamıyorum. Bir ihtimal Hamza Celalettin dinletisi olabilir sanıyorum. Şöyle bir şeydi “intihar olanağına sahip olmak sayesinde yaşıyorum.”  Yani bu belkileri yaşarım diye katlanıyorum hayata çünkü sonlandırmak istediğimde bu oyunu sonlandırmak benim elimde. “BELKİ bahane”, “BELKİ bahane değil” bilmiyorum. Katlanmaya devam ediyorum. Öfkeli insanlar arasında bir yarım akıllı… BELKİ birgün arasında olmam hatta olmayacağım. BELKİ kendi arzumla BELKİ ecel denen sonla…