‘’Öldü, dedi diğeri

Ölmüş olmalı, diye tekrarladı bir başka biri.

Ölmedi, öldürüldü, dedim. Sesim o kadar belirli belirsiz çıkmıştı ki ses koridor boyunca yankı yaptı.’’

Kahvecinin sesiyle irkildim, okumayı bıraktım.

‘’Sen de epey şansızsın öğretmen.’’ dedi.

‘’Şans mı şansızlık mı, bilinmez. Ama bu memlekette yıllarım geçti. Birkaç gün daha sabrederim herhalde.’’


*

Otobüsten boşalan yolcular, kuytu köşede cigara sarıyorlar. Ben ise oyalanacak kimse bulamadığımdan tek başıma oturmuş, tavşankanı çay içiyorum. Karşımdaki masada henüz tanışmadığım adam kitap okuyor. Kimdir, neyin nesidir, bilmiyorum.

‘’Kimdi o?’’ diyordum.

‘’Bilmem ki.’’ diyorum.

‘’Sormalı mıyım?’’ diyordum, yanıt veremiyordum.


*

Dayanamadım. Kahveciyi çağırıp kim olduğunu sordum.

‘’Hangisi?’’ dedi.

‘’Şu kitap okuyan.’’ diyerek çaktırmadan gösterdim.

‘’Orada kimse yok öğretmen, yol sarstı anlaşılan seni.’’

‘’Kimse yokmuş.’’ diyordum.

‘’Bunu sen de biliyordun, neden sordun ki?’’ diyorum.


*

‘’Beklersin beklemesine ama bu yağmur durmaz. Benden söylemesi. Dur şu çayı tazeliyim.’’

Onun arkasını dönüp gitmesiyle, yağmur biraz azaldı sonra bıçakla kesilir gibi durdu. Çayı doldurmadan bana doğru dönüp ‘’Ne şanslı adamsın öğretmen, hayra işaret değil vallahi.’’ dedi, ocağın başına geçti. Ben de öykü kitabını çantaya koyup dışarı çıktım. Otobüs şoförü kornaya basarak masa başında boş boş oturan yolcuları çağırdı. Ben de son kez arkamı dönüp köye son kez baktım. Buranın insanı değişik kokardı. Öyle alışageldik koku değildi. Daha içten, daha samimi. Kahveci dışarı çıkıp ‘’Yaptıklarını unutmayacağız öğretmen.’’ diye bağırdı. Kasketimi çıkartıp son kez selam verdim. Sonra otobüse binip muavinden kahve istedim.


Başımı çevirip arka camlardan dışarıyı seyrettim. Sonra gözümü yumup uyuklamaya çalıştım.

Kuytu köşede kalmış yollar, kimsenin bilmediği ıssız ormanlar, patikalar, otlu dikenli çiçekler, çobanlar, ona eşlik eden sürü ve daha nicesi. Yol boyunca gözlemlediğim, seyrettiğim sayısız şeylerden sadece birkaçı.