Bana türküler söyle,

Koynunda büyütüp

Sokaklarında koştur yeniden.

Biliyorum çok erken öldüm.


Kulaklarımda hala uğultulu sesler,

sirenler, çığlıklar, karanlık...

Düşmüşüm sokağın ortasında,

Ölü çocuklar yürüyor üzerimde,

Ölü çocuklar, üzerimde.

Yüzleri bembeyaz,

yüzleri solgun.

Ellerinde solmuş çiçekler.

Ne bir şarkı ağızlarında,

Ne bir tebessüm yüzlerinde.

Simsiyah gözlerle yürüyorlar.

Sessizce akıp giden nehirler gibi,

erkenden koparılmışçasına dallarından,

yürüyorlar

ölü çocuklar...


Sokaklarda,

Ölü bedenler üstünde çiçekler.


Bana türküler söyle.

Kaç gecedir kaçıyorum,

Annemin ölü gözlerinden.

Kaldırsan beni sokağın ortasından,

bir taşın altına soksan,

Ya da gömsen beni

Hiçbir açık yer bırakmadan.


Durup soluklanamıyorum,

Dönüp bakamıyorum.

Ölü bedenler üstünde çiçekler.


Bir tabut var,

sığmıyor omuzlara.

Bir tabut var,

taşınıyor kucaktan kucağa.


Tabutun üzerinde ölü çocuk şiiri.


“Metalden kuşlar gördüm,

İçinde ruhsuz insanlar.

Bir gece rüyamda,

Çiçekli bir bahçedeydim.

Sonra bir ses

ve karanlık.


Yıldızların arasından çıkıp gelmişler.

Hiç tanımadığım insanlar

Ve beni hiç tanımayan insanlar.


Anne dedim neyimiz kaldı?

Sandığım dedi,

Gelinliğim, hatıralarım…


Baba dedim neyimiz kaldı?

Yıkıntıların üzerine oturup ağladı…


Bir sandığı vardı annemin,

Bütün gençliği içinde.

Bir evi vardı babamın,

Bütün emeği içinde

çocukları vardı,

Umutları, hayalleri…


Oysaki ne onlar tanırdı bizi

Ne de biz onları.


Bir gece rüyadan uyanamadan öldüm…”


Ölü bedenler üstünde çiçekler,

Tabutun üzerinde ölü çocuk şiiri,

Babamın türküleri,

Annemin koynunda ölüm.

Yürüyor sokaklarda

Ölü çocuklar.



Bana yeni türküler söyle,

Ve şöyle haykır:

Öldürülürken çocuklar rüyalarında,

İnsanlıkta öldü..