Kendime hep şunu söyledim: Dinle. Dinleyebilenler için evren, kendi sanatından bir şeyler fısıldar insana. Fark edilmeyi umarak, uçan kuşlarından biri sanki senin için oradadır o an.


İşte bir beyaz kanatlı!


Dinlerken evrenin fısıltılarını, bir kuş fark edilmeyi umarak geçti. Belki yürüdüğün o caddenin, belki de odanın gördüğü gökyüzünden... Fakat sen, sigaranı içmek için çıktığın balkonundan şahitsin uçup geçmiş olan o kuşa. Ve izledin dakikalarca...


Sana verdikleriyle içeri girmeyi umdun. Bahşedeceği cümleleri neden elzem kanatlarından dökmedi dedin. Biraz bocalayıp biraz da umudunun kırılışını hissederek o serin kasveti balkona kitledin ve içeri girdin. Seninle henüz konuşacağı günün gelmediğini bilmeden, susturmuş olduğun kendinle birlikte biraz da tebessümle girdin içeri. Aynı günü tekerrür eden zaman boyu kalktın çıktın yine. Tekrar balkona çıkar ve söndürüp sigarını yine içeri girerdin. Hayatın sana kattıklarının farkında olmadan kapatırdın gününü.

“Uykuya dalarak...”