Bazen bir kitabın içindeki kelimeler size kendiniz hakkında bilmediğiniz bir duyguyu ya da gerçekliği yansıtır. Daha önce hiç sormadığınız soruları bir başkası oturma odasında kendi kendine sorarken atomlarınızdaki titreşimleri ve ritmi hissedersiniz. Benim için Clarice Lispector; kendi şarkısının ritmini kelimelerle yansıtırken size sizin müziğinizi de duyurabilen bir yazar. Boyumu aştığını düşünerek hazırladığım bu ilk çevirim; onun inanılmaz derin ve güzel dünyasının kurguları dışında kendi cümleleriyle daha fazla insana ulaşması arzumdan doğarak karşınızda. Şimdiden görememiş olduğum hatalar için özür dileyerek iyi okumalar dilerim.




CLARICE LISPECTOR

SAO PAULO, 1977

TV2 CULTURA

PANOROMA


Clarice Lispector, bu isim nereden geliyor: “Lispector”?

Bilmiyorum, ben de sordum… Latince bir isim, değil mi? Ve babama “Lispectorlar ne zamandır Ukrayna’da?” diye sordum. Dedi ki; “Nesiller ve nesiller boyu.” İsmin yuvarlana yuvarlana birkaç heceyi kaybettiğini ve Latincedeki “lis no perto” (flower on the breast) gibi görünen şimdiki haline dönüştüğünü düşünüyorum. Fleur de lis ilk kitabımı yazdığımdaki adım. Tabii o zamanlar kesinlikle tanınmıyorum ve Sergio Millet dedi ki; “Bu nahoş isimli yazarın kesin takma bir adı var.” Ama değildi. Bu benim gerçek adımdı.


Sergio Millet ile kişisel olarak tanıştınız mı?

Hayır. Çünkü kitabımı yayımladım ve Brezilya’dan ayrıldım. Çünkü bir diplomatla evlenmiştim. Yani, onunla hiç tanışmadım. Benim hakkımda yazan yazarlarla hiç tanışmadım.


Clarice, babanızın mesleği neydi?

Satış temsilcisi gibi ya da onun gibi bir şeydi ama gerçekten iyi olduğu şey ruh meseleleriydi.


Lispector ailesinde herhangi bir şey yazan başka birileri var mı?

Şey, büyük bir şaşkınlıkla geçenlerde annemin de bir şeyler yazdığını öğrendim. Hiç yayınlamadı ama yazdı. Kız kardeşim Elisa Lispector romanlar yazar ve diğer kız kardeşim Tania Kaufmann teknik kitaplar yazar.


Annenizin yazdığı herhangi bir şeyi görebildiniz mi?

Hayır, bunu birkaç ay önce duydum.


Ama görme fırsatınız olmadı?

Hayır, bunu bir teyzeden duydum. “Annenin bir günlük tuttuğunu ve şiirler yazdığını biliyor muydun?” dedi. Çok şaşırdım.


Verdiğiniz sayısız röportajda, “Nasıl ve ne zaman başladın?” sorusu neredeyse kaçınılmaz olarak ortaya çıkıyor. Yedi yaşındayken başladınız…

Biliyorum. Yedi yaşımdan önce çoktan hikayeler uyduruyordum. Örneğin hiç bitmeyen bir hikaye düşündüm… Nasıl bir hikaye olduğunu açıklamak zor ama okumayı ve yazmayı öğrendiğimde hikayeler yazmaya da başlamıştım. Küçük hikayeler.


Genç, neredeyse ergenlik çağındaki Clarice Lispector, edebiyatın insanın yaratılışı olduğunu keşfetti, bu onu derinden etkiledi. Genç Clarice’in aklında bir amaç var mıydı yoksa sadece yazmak mı istiyordu?

Sadece yazmak.


Bize genç Clarice Lispector’ın eserlerinin nasıl olduğu hakkında bir fikir verebilir misiniz?

Kaotik. Yoğun. Tamamen hayatın gerçekliğinin dışında.


O döneme ait herhangi bir başlığı hatırlayabiliyor musunuz?

İlk kitabımı yayınlamadan önce birçok şey yazdım. Zaten dergiler, hikayeler, gazeteler için yazmıştım. Büyük bir utangaçlıkla gittim ama cesur birinin utangaçlığı. Utangaç biriyim ama aynı zamanda cüretkârım. Dergiye gidip dedim ki: “Bir hikaye yazdım, yayınlamak ister misiniz?” Sonra bir keresinde Raymundo Magalhães Jr.’dı hatırlarsam; bana baktı, biraz okudu ve dedi ki: “Bunu kimden kopyaladın?” “Kimseden, bana ait.” dedim. “Çevirdin mi?” diye sordu. “Hayır.” diye cevap verdim ve o da; “O zaman yayınlayacağım.” dedi. Başlangıç böyleydi.


Hangi yayınlardı bunlar?

Hatırlamıyorum. Gazeteler, magazinler.


Clarice, ne zaman gerçekten profesyonel olarak bir yazar olmaya karar verdiniz?

Hiçbir zaman. Ben bir profesyonel değilim. Sadece istediğim zaman yazarım. Amatörüm ve öyle kalmakta ısrar ediyorum. Bir profesyonelin yazmaya kişisel bir bağlılığı vardır ya da bir başkasına yazma taahhüdü. Bana gelince, özgürlüğümü korumak için profesyonel olmamakta ısrar ediyorum.


Sık sık mı yazıyorsunuz yoksa yoğun üretim yaptığınız dönemleriniz var mı?

Yoğun bir şekilde ürettiğim dönemler var ve bir de hayatın çekilmez olduğu dönemler, aralar.


Bu “aralar” uzun mu?

Değişir. Uzun olabilirler, ben de bitki yetiştiririm ya da kendimi kurtarabilmek için başka bir şeye savururum. Örneğin; roman bitirdim ve biraz boş hissediyordum. O yüzden çocuk hikayelerini başlattım.


Clarice Lispector’ın çocuk edebiyatına olan ilgisini nasıl açıklıyorsunuz?

Aslında bu oğlumla başladı. O altı yaşındayken. Altı-altı buçuk. Onun için bir hikaye yazmamı istedi. Ben de yazdım. Sonra bir kenara koydum ve bir daha hiç düşünmedim. Ta ki biri benden çocuk kitabı isteyene kadar. Önce bende çocuk kitabı olmadığını söyledim. Kenara koyduğum hikayeyi çoktan unutmuştum. Yayınlamak istemedim çünkü o benim için bir “edebiyat” değildi. Oğlum içindi. Ama sonra dedim ki, sonuçta ortada bir şey var. Böylece yayınladılar. Üç çocuk kitabı bitirdim ve şimdi dördüncüsünü yazıyorum.


Sizin için yetişkinlerle mi yoksa çocuklarla mı iletişim kurmak daha zor?

Bir çocukla iletişimim kolay çünkü anacım. Bir yetişkinle iletişim kurduğumda aslında en gizli yanımla iletişim kuruyorum ve işte o zaman işler zorlaşıyor.


Yetişkinler her daim yalnız mı?

Yetişkinler üzgün ve yalnızdır.


Ya çocuklar?

Çocuklar… Onların hayal gücü var. Özgürler.


Bir insanın ne noktada üzgün ve yalnız olmaya başladığını düşünüyorsunuz?

Bu bir sır… Üzgünüm, cevaplamayacağım. Sadece hayatın beklenmedik bir noktasında, biraz beklenmedik bir şok bunun için yeterlidir ve oluverir. Ben yalnız değilim. Birçok arkadaşım var. Ve bugün sadece üzgünüm çünkü yorgunum. Genel olarak ise mutluyum.


Rilke, “Genç Şaire Mektuplar”ında, mektuplardan birine cevaben yazar olmak isteyen bir gence şöyle sormuş: “Artık yazamıyor olsaydınız ölür müydünüz?” Size aynı soruyu soruyorum.

Ben yazmadığım zaman bir ölüyüm.


O süreçte-

Bir işle diğeri arasındaki süreç çok zor ama şayet başka bir şey doğarsa, o şeyin doğması için kafamın bir tür boşalma yaşayabilmesi için de gerekli. Hepsi çok belirsiz.


Clarice, kitaplarınızı nasıl yazıyorsunuz? Özel bir zamanınız var mı?

Genellikle sabahın erken saatlerinde. Favori saatlerim sabah saatleri.


Ne zaman uyanıyorsunuz?

04.30-05.00’te uyanıyorum, oturup sigara içiyorum, müdahale olmadan kendi başıma kahve içiyorum. Bir şey yazarken günün veya gecenin herhangi bir saatinde aklıma gelenleri not alıyorum. İlham dedikleri bu, değil mi? Ama o ilhamları bir araya getirdiğimde her gün çalışmak zorunda kalıyorum.


Kendinizi popüler bir yazar olarak görüyor musunuz?

Hayır.


Neden?

Bana hermetik bile diyorlar. Aynı anda nasıl hem popüler hem hermetik olabilirim?


“Hermetik” tanımı hakkında ne düşünüyorsunuz?

Kendimi anlıyorum. Bu yüzden kendim için hermetik değilim. Aslında benim bile çok iyi anlamadığım bir hikayem var.


Hangisi?

Yumurta ve Tavuk.


Tüm eserleriniz arasında, doğal olarak her zaman müsrif bir oğlan var. Hangisine karşı hassas duygulara sahipsiniz?

“Yumurta ve Tavuk” benim için bir gizem. Bir kurşun yeterliyken on üç kurşunla vurulan ve kendini Aziz George’a adamış bir kız arkadaşı olan Mineirinho adında bir suçluyla ilgili bir şey vardı ve bu beni tamamen çileden çıkarmıştı. Bunun hakkında yazdım.


Mineirinho’nun bu hikayesinde kurguladığınız, odaklandığınız şey neydi?

Çok iyi hatırlamıyorum, uzun zaman önceydi. Sanki ilk kurşun beni korkuttu. İkinci atışı bilemedim, üçüncü atış herhangi bir şeydi. On ikincisi beni vurdu ve on üçüncüsü bendim. Kendimi sonunda Mineirinho’ya dönüştürdüm. O polis tarafından katledildi. Suçu ne olursa olsun tek kurşun yeterliydi. Gerisi yalnızca öldürme arzusuydu çünkü polisin buna gücü vardı.


Clarice Lispector’ın çalışması, Mineirinho gibi belirli bir olayda işlerin gidişatını nasıl değiştirebilir?

Hiçbir şeyi değiştirmez, hiçbir şeyi değiştirmez. Yazdıklarımın bir şeyleri değiştirebileceğine dair umudum olmadan yazıyorum. Hiçbir şeyi değiştirmez.


O zaman neden yazmaya devam ediyorsunuz?

Ne bileyim… Çünkü günün sonunda bir şeyleri değiştirmeye çalışmıyoruz. Onları kafamızdan atmaya çalışıyoruz.


Sizce bugün Brezilyalı yazarın rolü nedir?

Mümkün olduğunca az konuşmak.


Diğer Brezilyalı yazarlarla iletişiminiz var mı?

Bazen.


Peki, Latin Amerikalı yazarlar?

Bazen.


Sizce en önemli çağdaş yazarlar kimlerdir?

İsim isim söylemeyi tercih etmiyorum. Çünkü bazılarını unutacağım ve insanlar ya gücenecek ya da incinecek. O yüzden isim vermekten hoşlanmıyorum.


Ama sizi en çok kim etkiliyor?

Hiçbir şey söylememeyi tercih ederim.


Stüdyoya gelmeden önce, yeni bir kitaba başladığınızı söylediniz, bir romana.

Hayır, romanı bitirdim.


Roman ne hakkında Clarice?

Tek yediği sosisli sandviç olan çok fakir bir kızın hikayesi ama hikaye bunun hakkında değil. Bu ayaklar altına alınan bir masumiyet hakkında. İsimsiz bir ızdırap.


Peki, nerede geçiyor?

Rio de Janeiro. Kuzeydoğu’dan. Alagoas’tan.


Bunun için ilhamı nereden aldınız? Kendinizden mi?

Recife’de yaşadım. Kuzeydoğu’da yaşadım, orada büyüdüm ve Rio de Janeiro’da, Campo de São Cristovão’da Kuzeydoğu pazarı var. Bir kez oraya gittim ve Rio de Janeiro’daki Kuzeydoğulu’nun yarı kayıp görüntüsünü yakaladım. İşte o zaman fikir doğmaya başladı. Sonra bir falcıya gittim ve hayal ettim. Bana olacak tüm güzel şeyleri anlatmışken ve ben eve giderken, taksideyken, tüm bu güzel şeyleri duyduktan sonra bir taksinin bana çarpmasının, beni ezmesinin ve öldürmesinin komik olacağını düşündüm. Yani hikayenin konusu böyle doğmaya başladı.


Roman kahramanının adı nedir?

Söylemek istemiyorum. Bu bir sır.


Peki, romanın adı?

On üç isim. On üç başlık.


Üniversiteli genç öğrencilerle iletişiminiz var mı?

Bazen beni ararlar ama yoluma çıkmaktan gerçekten korkuyorlar. Onlarla tanışmak istemeyeceğimden korkuyorlar.


Neden?

Bilmiyorum. Neden ben de bilmiyorum.


Ama yöneticiler-

Beni ziyaret edebilirler, benimle kahve içebilirler, evime gelebilirler. Onları bir arkadaş gibi selamlarım.


Sizi arayan öğrenciler normalde ne hakkında konuşmak isterler?

Şaşırtıcı. Beni anladılar.


Bu ne demek; “Seni anladılar”?

Bunu düşündüm, bazen izole olduğumu düşünüyorum ve sonra üniversite öğrencilerini görüyorum, tamamen benim tarafımda, yanımda olan genç insanlar. Şaşırdım, bu sevindirici değil mi?


Brezilya’daki yeni nesillerin çok az okuduğunu duyuyoruz. Bunu onaylayabilir misin?

Yani, öğrenciler okumak zorunda çünkü işleri onları buna zorluyor. Ama diğerleri hakkında bir fikrim yok.


Tüm eserlerinizden hangisinin gençlere daha çok hitap ettiğini düşünüyorsunuz?

Değişir. Tamamen değişir. Örneğin; G. H.’ye Göre Çile kitabım. Portekizli bir öğretmen evime geldi, romanı dört kez okuduğunu ve ne hakkında olduğunu bilmediğini söyledi. Sonraki gün on yedi yaşında genç bir kız geldi ve kitabın gerçekten favorisi olduğunu söyledi. Demek istediğim, bunu anlayamazsın.


Bu diğer kitaplarınızda da oldu mu?

Oldu. İnsanlara ya dokunur ya dokunmaz. Yani, sanırım anlamak sorunu zekâ ile ilgili değil, duygular yoluyla temasa geçmekle ilgili. Bu yüzden beni anlamaya en hazırlıklı olması gereken Portekizce ve edebiyat öğretmeni beni anlamadı ve on yedi yaşındaki bir kız aynı kitabı tekrar tekrar okudu. Görünüşe göre yeniden okunarak kazanıyorum ve bu rahatlatıcı.


Bu zorluğun çağımızda sadece birkaç kesime ait olduğunu ve genç nesillerin sizi hemen anlayacağını mı düşünüyorsunuz?

En ufak bir fikrim yok. En ufak bir fikrim yok. Biliyorum, kimse beni anlamıyordu ama şimdi anlıyorlar.


Bunu nasıl açıklıyorsunuz?

Sanırım her şey değişti çünkü ben değişmedim, hayır. Bildiğim kadarıyla taviz vermedim.

Ama insanların kitaplarınızı anlaması için şimdi ne değişmiş olabilir?

Gerçekten hiçbir fikrim yok. Size sormalıyım çünkü cevabı bilmiyorum.


Yazar Clarice Lispector ile çok kavga eder misiniz?

Hayır, kendimi serbest bıraktım.


İkisi huzur içinde birlikte mi yaşıyor?

Her zaman barış içinde değil ama…


Normalde, yazar Clarice Lispector sizin için ne tür sorunlar yaratıyor?

Bazen bir yazar olduğum gerçeği beni izole ediyor.


Neden?

Beni etiketliyorlar.


Ve insanların size bu etiketler aracılığıyla baktığını düşünüyorsunuz?

Bazen sadece etiketi görüyorlar. Sırf yazar olduğum için söylediğim şeyler en büyük saçmalık, sevimli ya da aptalca bir şey olarak görülüyor. Bu yüzden yazar olmakla ilgili tüm bu şeylerle o kadar da ilgilenmiyorum, röportajlar vermek de aynı şekilde. Çünkü bu ben değilim.


Ortalama okuyucunuzun kim olduğunu düşünüyorsunuz?

Dürüst olmak gerekirse bilmiyorum.


Bir fikriniz yok mu?

Hayır.


İnsanların özellikle Clarice Lispector kitabı almak için bir kitapçıya gittiğini düşünüyor musunuz?

Görünüşe göre bu oluyor. Biliyorum çünkü insanlar bazen beni arar ve kitaplarımın hangi kitapçıda olduğunu sorar. Bu yüzden özel olarak kitaplarımı arayan insanlar olduğunu biliyorum. Bilirsin, çok basit yazıyorum.


Bugünlerde basit şeylere karmaşık bir şekilde bakılıyor olabilir mi?

Muhtemelen. Ama ben basitçe yazarım, bir şeyler giydirmem.


Yazarlık eğitiminizde sizi en çok etkileyen yazarlar kimlerdi?

Gerçekten bilmiyorum. Çünkü her şeyi karıştırdım. Genç kızlar için romanlar okudum ve Dostoyevski ile karıştırdım ve kitapları isimlerine göre seçtim, yazarlarına göre değil. Çünkü hiçbir şey bilmiyordum. Hepsini karıştırdım. On üç yaşındayken Hermann Hesse okudum ve bu benim için bir şoktu. Bozkırkurdu. İşte o zaman hiç bitmeyen bir hikaye yazmaya başladım ve sonunda yırtıp attım.


Sırf tekrar yırtmak için bir şeyler yazdığınız yine oluyor mu?

Bir kenara koyarım ya da… Hayır, yırtıp atarım.


Bu tepki tamamen rasyonel mi yoksa daha çok ani bir duygu mu?

Öfke, biraz kızgınlık.


Kime?

Kendime.


Neden, Clarice?

Kim bilir? Biraz yorgunum.


Neyden?

Kendimden.


Ama her yeni eserle yeniden doğup tazelenmiyor musunuz?

Aslında şimdilik ölüyüm. Yeniden doğabilecek miyim, göreceğiz. Şimdilik ölüyüm. Mezarımdan konuşuyorum.





Hazırlayan/Çeviren: F. Aybüke Gürsoy