Klişe ama çok doğru bir benzetmedir bu: Savrulan yapraklar gibiyiz hayatın rüzgarında. Her ne kadar seçimlerle yön verebilsek de kaderimize, yine de rüzgarın etkisine açığız. İşte bazen rüzgar tersten esiyor ve başladığımız yere geri dönüveriyoruz, elimizde olmayan şeylerin düşündüğümüzden çok daha fazla ve çok daha etkili olduğunu anlıyoruz o an. "Ama" diyorum böyle durumlarda; "Rüzgar sertse ben de inatçıyım." Benden yöne esene kadar, yürüyeceğim ona karşı! Saçım başım dağılacak, üşüyeceğim çokça; belki arada karşı koyamayıp kuvvetine, yine düşeceğim gerilere. Ama yol kıymetli, hayallerim kıymetli ve ben çok kıymetliyim. Hak ettiğim yere varmak ve mutlu olmak biraz savrulmaya patlayacaksa, varsın olsun. Hem zaten rüzgarı hissetmeden "Yaşadım!" denilebilir mi, hissedilmeyen şeyin varlığından bile söz edilemezken? O zaman yürü rüzgara karşı ve iliklerine dek hisset yaşadığını. Hayat sende izler bıraksın, sen de onda bırak. O hep aranılan "hayatın anlamı"nı böylelikle kendin yaratmış olursun. Hadi, silkelen ve devam et yola!