benim göremediğim bu boşlukta,

ne görüyorsun da bu kadar manalı bakıyorsun uzaklara.

gözlerinde katransız ve renksiz bulutlar

kesik ve kırık hecelerle bağ kuruyorsun kendine

kaşların çatık, saçlarında gök gürültüsü

korumaya çalıştığı her şeyi kaybetmiş

kendisinden başka evi olmayan insanlar kadar,

uzaklara meftun salyangozlar.

benliğinden soyutlanmış gibi göz pınarların


şimdi teninde saklanır gelecek baharın yeşilliği

zamansız filizlenen tomurcuklar,

yağmura kavuşmak için can atar.

bu kupkuru esen rüzgarlara aldanma,

elbet bizi kabul eden toprak buluruz damarlarımızda.

kelimelerini intiharla kirletme

aydınlık, ırak değil masumiyetimiz kadar

beyazın bütün tonları siyahı saklar

her umutsuzluğun içinde büyük umutlar vardır


gönlünden düşmesin artık gözyaşı


boynunda biriken hislerin üremi,

ve içimizi doldurmadan geçip giden efra

ağaçlanırsa şayet acımız,

insan olmayı yeniden anlarız.

yıldızlar düşer omuzlarından

ben deniz olup dalgalanırım

ve yine dokunmak isterim uçlarına

bizim hiç kanatlarımız olmadı aslında,

sadece biz buna inanmayı istedik.


sakalım yorulur ve ağrır bu hüznü taşımaktan

Hegesias her zaman haklıydı;

sen de biliyordun,

mutluluğun eski devirlerin rivayeti olduğunu.

avuçlarının içine gömdüğün kasvet

Tahran kuşlarının düştüğüne şahit olan Füruğ

Tanrı bize bu dünyada bir cennet borçlu

taşıyamadığımız yüklerden kurtulamıyoruz

hiç bu kadar yakın ve güzel görünmemişti,

sığındığımız ve bize yuva olan intiharlar.


seni yüreğinden öldürmeye başladı artık gözyaşı



Resim: Charles-August Mengin (detail)