Geçen gün durup mutfağın ortasında, kendime başkasının duyamayacağı bir sesle ve öncesinde akord etmeden küçük bir öksürükle, "La şa ta mi kantaare " dedim.


O da bana dedi ki, sevgilisi olmayanlar sabah kalktıklarında yanında kimseyi görmediğinde anlarmış yalnız olduklarını. Ve bir de çok güzel bir film sahnesini izledikten sonra dönüp soluna "gördün mü" diyecek birini görmediğinde.


Ben de ona dedim ki, benim sevgilim var.


Sonra kapı çaldı. Bu kapının zil sesini duymayalı ne kadar çok olmuş öyle. Farkında olmuyosunuz tabii, bazı detayların ötesine berisine bakmayınca.


Kimo dedim. O' yu ayrı mı söyledin birleşik mi? dedi, kapının arkasındaki bas bareton bey.


Merakla araladığım kapının ardından baktım göz ucuyla... sonrasında hayıflandım ''yine benmişim'' diye.


Geç dedim içeri, geç.

Sen ne ara çıktın ki dışarı?

Sen yokken, dedi.

Ama böyle her yokluğumu fırsat bilip çıkarsan dışarı, nasıl biz olarak kalabiliriz?

Haklısın ama senle de çok sıkılıyorum, dedi.

Saçmalık. Aynı anda, aynı evde, aynı bedende beraber aldığımız kararlar sonucunda beraber girmediğimiz risklerin getirdiği monotonluğun huzuru içinde bulunduğun ruhsal durumun faturasını sadece bana kesemezsin, dedim.

Hö... dedi

Bir daha oku...


Bir kerede anlayamayacağımı bildiğin şeyleri, bir kerede söyleyerek anlayamayışımı hatırlattığını daha önce söylemişmiydim, dedi.

Bunu bilmek için duymaya gerek yok dedim.

E o zaman derdin ne?

Çok sıkılıyorum kendimle.


Dolapta bira vardı neden açmadın, dedi.

Kafam yerinde değilken dünya güzel bir yermiş gibi geliyor... Ayılınca daha sert tosluyorum hayata. Yeniden bulunduğum durumu kabul etmek ve daha bir sürü anlamsız şeyi anlamlandırmaya çalışmak çok yorucu. Ayık kalmalıyım. En azından bira ile su aynı fiyattan satılana kadar. Sıkıntıları kamufle edeceğiz diye kemiğe kadar görünen ekonomik yaralar açmayalım oramıza buramıza.


Geçen gün Dar'a düş oldum. Kırkların Cem'inden aradım Haydar'ı... Neredesin lan sen, dedim, 14 bin senedir yoksun ortada... Bir tımarhanede şaraba düştüm, dedi. Haydarı bile bozabiliyor bu şişe... bize ne yapmaz?


Bugün, dün'e nazaran daha güzel bir gün... çünkü daha çok konuştuk seninle. İnsanın kendiyle konuşması ne kadar güzelleştirebilir ki hayatı... Dışarıdan bakınca delilik... İçeriden bakınca diyalog... Burada elzem olan konuşmak değil anlaşmak, dedi.