Aynadaki değilmişim yüzüm

derimi döktüğüm fayans, yalnızlıktan sen dediğim:

masa, örtü, tül perde, sandalye, tabak çanak, bardak

kaybolan yerli yerindelik

sırtımda, aspiratör sarısı

ile solan karanlık

varmayı unutarak arasında kalabildiğim duvarlar

dağılan evde olma kokusu

ve ağrıyan evsizlik

ve kurdeşen hatıram

sokakla bakışan eğrim, yalpa duruşum

kapılardan hep çıkan, yalnız çıkan

kalabalık özler

tenha arar bir adım, yarım ayak

hepsi buyum su


Hepsi buyum ki inadım dağılıyor

Sonram yabanıl, emekliyorum

Emekledikçe inancımı

bana el

olmuyor taşınıyor, küsüm

Neye, bilmemeye küsüm

Alnımda, sese dönüşmeyen

İsterim ki anlaşılsın kırışığım, görünsün,

Tanınsın, bilinsin çizgim

İsterim

ki

hepsi buyum su


Hepsi buyum ki eremiyorum o kapılara

bakışlara, tanışlara

değilim o doğrulara

göre o cevaplara hayırım

ondan değilim, bizden değilim

bir savaşın var ettiği ve böylece tükettiği

ve sonra ömür dediğiyle

ve yılmadan, usanmadan, sıkılmadan

törpülediği yüzümle

bulanığım kendime, çerçevelere

kaldırım taşlarına ve taze omuzlara

beni bilmiyor

merağımın dağıldığı su bile

beni yansımayan su bile

yokluk bir koku su

rüzgarlanıyor, anlamıyor

um

ki hepsi buyum

ki görmedim

adım yere düştüğünde

adım tükendiğinde

atılmaz bildiğimde adımı

göremedim etraf, göremedim gölge

adımdan başkasını


II.

Beni tanımadılar, yalnız sandılar

diyerek ve unutarak bunu

unutarak ve

yok sayarak

vardığını, varlığını

böylece silinerek

yok olarak

hikayesiz bir iz gibi

dünlerden, yarınlardan

insanlardan ayrılarak

insanlarca

ayrılmayı kimliğime yazarak

belirtimle, görüntümle bir

tahminden öteye gidemedim su


Yüzüme vurduğu us lan! tokadıyla dünyanın

Kaldım elleri, kaldım gözleri, kaldım bakışı

tam bilindim ama

orada yarımdım susuşuyla

kaçtığım yerlere döndüm, bilindim

söylenmedim alkışarak, çağlayarak, gülüşerek bahsedilmedim

neşemi şiirlere yetiremedim

yazmadım su

yazamadım olanı

ancak içtim


III.

diyorum ki varlığım durgun silahsız diyorum ki iddiam gardını indirmiş yok koştuğum yok kaçtığım yok bakışlarım zümresiz aynalar durduğumun hikayesini bakıyor bana

ezberim, en büyük tehdidin yalnız yokluğum olabileceğini anlatıyor diyorum

yanıldığımı biliyorum su kendim dediğim zehir zemberek bir şüphe

acemiyim bilincim çoğaldıkça kesinliği arıyor muğlaklığı çoğaltıyorum bir yolum var neye rağmen adımladığım tarafımca da bilinmiyor bu kesintiler bu kerpetenler bu orada olması gereken eller oraya sığmayan eller bakışlar gülüşler susuşlar yok kere yok neşeler fazla düşünerek ve çok fazla anlayarak anlamıyorum bütün bu yokluğu seçemiyorum kendimi aynılığın sırtından koparamıyorum bir bütünüm herkesle ama herkesten ayrıyım gibiyim sadece tanımım bu diyorum iki yüzüm var düşünürken çok yüzlüyüm ama ellerim feci tekil ayaklarım tekil yolum tekil yönüm tekil dönüp dönüp oluşturduğum boşluğa bakıyorum olmayışımın pahası kimsenin başını çevirmiyor ama biri gözleriyle yokluğumun yarattığı boşluğu ölçsün

istiyorum su, hepsi buyum


IV.

hepsi buyum ki

bu soluğa doğarak değil

ölerek gelinir demişim geçen

taşınmamışım da buraya kovulmuşum

adlı anamın rahmi

ne yabancılaşarak

ne tanış bilerek

uzamda bir yokluğu biriktirerek

sınanıyorum

biliyorum

biliyorum ve sanıyorum kendimi

kalabalıkta

kırk kere denilerek kanıksanmış bir sanrı gibi

el birliğiyle

yanılıyorum



V.

hepsi buyum ki, diyorum

bir şarkısı olmalı ezbere güleç asılan anların

bir nakaratı

madem ki öyle

o zaman

o halde

o kadar madem ki

inanamazsın

benimkini kendim yazıyorum su

kendim

-e diyorum

alfabedeki harfleri dünümle

siliyorum, sıvıyorum boşluğa

yalnız kalıyorum böylece

bir devinimde uzamayı bırakıyorum

tutunmayı bırakıyorum, koşmayı ve kaçmayı

yalnız kısalıyorum

yalın akıl kalıyorum

deşik bir asfalta tükürüyorum bunu

sonra izim

şu kalıyor, türküm şu

kadar kalıyor derim:


öyle okuma, öyle bilme, oradan

anlama beni

çünkü öyle okumadılar, öyle bilmediler, öyle

beni anlamadılar

beni tanımadılar

beni sadece sandılar

su