tansu

bakma bana öyle utanıyorum

konuşuyorsun duymuyorum

sen duyuyorsun ama biliyorum

kalabalığın arasından beni seçebildin

hissediyorum


olmadı tansu, yapamadım

elimi uzatmalıydım sana, çağırmasan da

kan çanağına bulanmış gözlerinden anlamalıydım

sessiz kalışlarından

sevdiğin o türküyü artık söylemeyişinden anlamalıydım


sen çiçek oldun

biz kuru dallarımızla kaldık

sen gülüyorsun belki şimdi

biz çok ağladık

sen kokunu bıraktın

biz kendimize gelemedik tansu


şimdi üzülüyorum

ben şimdi boğulacak gibi oluyorum


son üç saniyede aklına kimi getirdin?

ne düşündün?

çığlık mı attın yoksa?

korktun mu?


düşerken üşümüşsündür

sen sevmezsin ki rüzgârı

yazı seversin sen

aydınlığı, denizi, güneşi

sıcağı


sıcağı seversin ellerin hep üşüdüğü için

ellerin…

senin ellerin şiir kitaplarında gezinmek için vardı tansu

saçlarını okşamak

saçlarını taramak

güzel kokular sürmek için


aydınlığı senin kadar seveni hiç görmedim!

güneşten sonra

senin kadar geceden nefret edeni de

şimdi karanlıktasın, soğuktasın

en sevmediklerinle sınıyor seni hayat!

ama ışığı göreceksin biliyorum

parlaklığın bütün karanlığı saracak tansu

hissediyorum


sen hiç merak etme sakın

aydınlık şiirler bıraktım sana

en sıcak yazlar

en sarı güneşler

gülüşünü anlatan şarkılar yazdım

belki dinlersin uzaktan da olsa

dinlersin değil mi tansu?


bekliyorum dönüşünü

yeniden

belki başka baharlarda tansu

belki

başka

hayatlarda