Temmuz, bütün gününü yazıya dökmeye çalıştığı karakterle konuşarak geçirdi lakin tek bir satır bile yazamadı. Her zamanki gibi nereye gideceğini bilmeden kendini sokaklarda yürürken buldu. Yürüdükçe açılacağını umuyordu ama bu yürüyüşler de artık Temmuz'un içindeki o yazma isteğini durduramıyordu. İlk problemi, yazıya nereden başlayacağını bilmiyordu. Hayata nereden başlamıştı, yani ilk defa yaşıyor olduğunu ne zaman fark etmişti, insanın aklındaki o ses, yani insanı insan yapan o düşünceyi ne zaman hissetmişti? Elmayı Temmuz da ısırmış mıydı? İkinci problem sürekli yazım yanlışları yapıyordu, sanki kelimeler daha önce var olmamıştı. İlk defa o keşfediyordu ama bu Amerika'nın keşfi gibi kanlı veya ateşin keşfi gibi mucizevi değildi. Ayrıca ateş keşfedilmiş miydi yoksa yönetmesi mi öğrenilmişti? Temmuz'un kafası karışıyordu, üçüncü problem buydu. Bir şeyin üzerinde durunca aklı sürekli eski uygarlıkların yaptıklarına, sorgulamaya, hipotezlere gidiyordu. Bunu diğer insanlardan gizli yapıyordu çünkü çoğu insan anlamıyordu. Arada sırada kendi gibi insanlarla tanışıyor, bir müddet sonra uzaklaşıyordu. Belki onlarla bir tarikat kurabilirdi. Tarikatın ismini düşündü ama 21. yy'ın ikinci yarısında bir mühendis bu tarikatı kurmuştu. Vazgeçti, o an sigara içmek istedi ama kullanmıyordu, çelişik eylemler.


Temmuz evden epey uzaklaşmıştı. Ev kalabalıktı. Gelen arkadaşlar, yanan sönen renkli lambalar, söylenen şarkılar, içilen içkiler... Daha on dakika öncesine kadar tanımadığı ve beraber şarkı söylediği o kız "Sesin çok güzel." demişti. Temmuz gülerek "Çok içtin." demişti. Sesi güzel değildi ama şarkı söylemesine engel de değildi. Bir diğeri, burnunun üzerinde ben olan ve sürekli siyah saçlarıyla oynayan kız "Sen tek çocuk musun?" demişti. "Hayır, bu nereden çıktı?" diye merakla adını bile bilmediği kızın cevabını bekliyordu. Kızın gözleri yavaş yavaş kayıyor, bedeni küçük depremlerin akvaryumları salladığı gibi sallanıyordu. İlk geldiğindeki o büyü giderek bozuluyordu. Kız içkisinden bir yudum aldı. Temmuz'a döndü. "Sen anladığım kadarıyla çok şımarıksın, egoist, narsistsin." demişti ve tekrar gülmüştü Temmuz. Demek oyun başarılı ilerliyordu, seyirciler sahnede sergilenen oyuna inanmıştı. Ayağa kalktı, kadehini kaldırdı, herkesten kalkmasını istedi. "O zaman bana içiyoruz." dedi. Bir bardak viskiyi nefessiz içti. Diğerleri de gülerek "Sana!" deyip içtiler. Gecenin sonlarına doğru Temmuz nefesindeki alkolü hissediyordu. Dünyası yavaşlamıştı. İki üç kişi uyuyordu. Ev arkadaşları "Bu dağınıklığı sabah toparlarız." diye odalarına çekilmişti. Biraz önce onu egoistlikle suçlayan kız karşısındaydı. Temmuz "Anlat." demişti kıza, kız şaşırıp "Ne anlatıyım?" demişti. Temmuz, "Fark etmez ne olursa, yeter ki anlat." demişti. Ruhunu beslemek istiyordu. Bütün insanlığı dinleyebilirdi, Temmuz ruhundaki Kızılderili kurdu böyle besliyordu. Ne kötülükle ne iyilikle acıyla besliyordu. Bir iki ısrardan sonra kız anlatmaya başlamıştı. Korkuyordu, bazı kelimelerde sesi titriyordu, öfkeleniyordu, kendini yalnız hissediyordu. Bir anda güçleniyordu, intikam almak istiyordu, bütün insanlığı yok etmek istiyordu. Üşüyordu, kimsenin ona yardım edemeyeceğini düşünüyordu. Temmuz bütün anlattıklarını dinlemiş ve konuşmaya başlamıştı. Bütün öfkesiyle savuruyordu kelimeleri. Belki kızın yaşadıklarını anlayamazdı ama hissediyordu. Konuştukça kız Temmuz'u hayranlıkla dinliyordu. En karanlık anlarda gözüken küçük ışık parçacıkları gibi espriler yapıyor, kızı güldürüyordu. Oyun oynamayı bırakmıştı. Bu konuşan gerçek Temmuz'du. Dünyadan, ölümden, insanlığın çoktan öldüğünden alaycı bir dille bahsediyordu ve birden "Ben gidiyorum." demiş daha kızın "Nereye?" diye cevap vermesini beklemeden kendini sokaklara atmıştı.