Bu sabah güneş yine tüm keskinliğiyle uzun tül perdenin kenarından sıyrılıp gözlerimi dolduruyor. Sebepsiz bir rahatsızlık duyuyorum bundan, savunmasız hissediyorum, yalnızlığım bölünmüş gibime geliyor fakat yerimden kıpırdayamıyorum. İçimden gelen bir güç alıkoyuyor beni ve henüz bedenimdeki kasılmaları bile duyumsayamadan bi ses işitiyorum günle yeni buluşmuş kulaklarımda.

Uzaktan gelmiyor, yakından çok yakınımdansanırım ruhumun derinliklerinden bana en uzak düşmüş yerimden geliyor.

Zira öyle olmasa böylesine etkilenmez, delice bir ürperti hissetmezdim daha önce hiç farkında bile olmadığım bazı hücrelerimde.

Çocuk sesini anımsatan saf, ipince, parlak bir fayansın yüzeyi kadar pürüzsüz bir ses bu. Yalnız söyledikleri kaba, acımasız biradamın ağzından çıkanlar kadar da çirkin.

Bu beni koca bir çelişkiye sürüklüyor, kendimden ürküyorum.

Bu kadar zıt kişilikleri nasılkendimde barındırdığımı düşünüyorum.

Korkunç bir düşünce, karanlık, iç bunaltıcı. Ama nasıl?

Ben ve ben.

Bana Irak olan ben,

diğer ben,

hep birlikte,

burada,

bu kızıl,

loş odada

iç içe,

dip dibe,

birbirimizle

Ama nasıl?

Bunca zaman

Hiç şüphe duymadan

korkmadan

uzaklaşmadan


Nasıl?