Gök gürüldüyor. Yağmak üzere olan yağmur umurumda değil. Beş martı yağmuru karşılama töreni tertip etmişçesine alçalan bulutların altında daire çizerek uçuyor. Ben onları el yapması bir bankta uzanarak izliyorum. Bulutlar martılar kadar beyaz, martıların kanatlarındaki tüyler kadar gri. Ressam, fırçasını henüz yağmur bulutu rengine dokundurmuyor. Gök, ressamın inadına maviliğini yitiriyor. Yaşlı bir ihtiyarın kıllarının zamana karşı koyamayışı kadar beyazlıyor, grileşiyor. Garipsemiyorum bu tuvalleri. Her biri bir diğerinin ardına sıralanmış birer birer geçiyor ve yağmur çiseliyor üzerlerine. Şimdi boyaları karışacak toprağın kahverengisine.

Mutluluk bana en yakın Bağdat'ta ve az önce el yazması bir haritadan baktım. Bağdat bana her zaman çok uzakta.

Yol zamana doğru akarken adımlarımı aksi yönde sergileyemiyorum. Benim zamana karşı ivmelenme gücüm yok. Her sabah aynı sorumluluğa uyanmanın verdiği ağırlık kadar ağır işliyor adımlarım. İleride göreceğim dönüp arkamı ayak izlerimi. Ah benim gizlerim. Ah benim hasret tüten gözlerim. Şair bir adamı herkes yalnız bırakır. Her şair her zaman yalnızdır. Giderken ellerinin bıraktığı ağırlıkla kalakalmışım. Bir hırçın denizde ahtapotun kollarına yakalanmışım.

Ve.

Bu sabah beşte içtim ilk sigaramı.