Hadsiz, hudutsuz, usulsüz,

Yorgun düşsüz, ilâhsız,

Yağmuru yağdıranı tanımadan,

Ama yine de ona yalvarmaktan caymadan

Kendimi yakıp koştum seneler içinde,

İçimde.


Çeyrek asır hüznü düştü kalbime


Koşuyorum; elimi uzatınca fezaya kaçan,

Ben yaratılanı sırtıma yükleyince turâba inen,

Yaradan, merhamet eyleyen, koruyan,

Hemen sonra, ve bir nefeslik anda,

Kahredenin peşinden.


Babam kadar değildim,

Herkes kadar idim,

Babam kadar yetim idim

Düşmanları kadar kibirli, kindar,

Düşmanlık etmeyecek kadar tepeden bakan, Kör, Hunhar

Çok sığındım düşmanların putuna,

Şüphesiz o da kaçıp gitmemi isterdi,

Çizdiği kaderden,

Gamdan, karanlıktan, yüzüstü yerde kalmaktan, sürekli kaybetmeye dair bu dipsiz kararlılıktan

Çok koştum bilip bilmeden bazen yakına tuzağa

Bazen Tanrı'dan uzağa, ama muhakkak gelen tuzağa


Secdelerim oldu kıblesi güç, güçlü, kâvi

Hatimler indirdim yetimden çalma rahlelerde,

Batağın ortaksız hükmedeni olmaya dualar ettim ayinler eyledim

Tertemiz zemzemi iksir bildim dünyadan, dört sultana yetmeyecek dünyadan çöplük koparmaya


Kibir;

Gözünü kan bürüyen piçtir,

Şeytandan peydah olma, insandan doğma.

Merhametimin iplerini yıllarca tutan bu necasetten yapma mahluktu,

Yaftasında “Tedbirini al, Takdir yine Beşerindir” yazan.

Kesti ipleri dünya bir kez daha tavaf etmişken güneşi,

Cennetlik olayım diye değil ya dedim bir an,

Fakat ipleri sıyırıp, beşerin kalbine saldım şefkatimi,

Biliyordum bilmezden geldim

Ne kibir bana iyilik ederdi, ne şeytan, ne şeytanın yâreni insan

Biliyordum kabul ettim, biliyordum babamın kanına bulanıp, kıblesini arayacaktı seccadem

Dur demedim, sormadım sorgulamadım.

Böyle başladı ölmeden ölmenin koşusu.