Uzun ve keskin bir korna sesiyle irkildi , hala hayatta olduğunu hatırlatan acı bir çığlık gibiydi. Yavaşlamakta olan trenin raylarda kayışını izledi , kendini o trene benzetti gece yarısına yaklaşmışken enerjisinin tükenmeye başladığını anladı. Pek de aceleci olmayan adımlar onu gördüğü ilk boş koltuğa sürüklerken yer döşemelerindeki her bir çatlağı izlemeyi ihmal etmedi sonuçta inene kadar oraya öylece dalacak , o çatlaklar kafasındaki filme perde olacaktı. Karşısında duran camın yansımasında kendiyle karşılaşması belki de bugün görmeyi umduğu son şeydi. Hayatını planlarla yaşayan biri hiç olmamıştı uzun vadeli hayallerin risklerini biliyordu , cesur bir adam hiç olmamıştı; olmaya da çalışmamıştı zaten. Kurduğu kısa süreli düşlerin planlara dönüşmesi belki de onu uzun bir hayata itebilirdi ; böl , parçala , yaşa. Ani bir frenin etkisiyle vücudunun salındığını hissetti kendini tutmak istemiyordu belki de yanındaki yarı sarhoş adamın üzerine yığılsa komik bile olabilirdi. İstemsiz yaptığı kasılmayı ve geri çekilme isteğini insanların ilişkilerindeki savunma mekanizmaları olduğunu düşündü. İnsan kime düşeceğini bilmeli , her düşüşün komik olmadığını kabul etmek istemedi. Bir bakıma öldürmeyenin güçlendirdiği acılı bir sürecin de ihtiyaç olduğunu kendine inandırmıştı. Bu sefer de hızlanan trenin onu ters yönde savrulmaya sebep olması onu düşünmeye itti . Belki de kendi kararı olduğunu düşündüğü şeyler sadece hayatın ona göre hızlanıp yavaşlamasından ibaretti , sonuçta bu trenin ben kullanmıyorum sadece içindeyim diye düşündü. Hoş zaten treni kullanan da önceden dizili raylardan başka yolu kullanamazken kendine biraz fazla yüklendiğini fark etti. O sadece kendini daha iyi kandırıyordu. Kulaklığını çıkardı biraz rayları dinlemek istiyordu. Kendini trende oturan biri veya o treni kullanan kişi yerine koymaktan daha iyi bir fikirdi belki de kendini tren yerine koymak. Gözlerini kapattı , kendini çepeçevre dağların arasında kayıp giden devasa bir metal yığınına benzetmişti. Sonuçta kendisi de bir anlam filtresinden geçip de karanlık , sıcak fırınlarda dövülmeden önce bir toprak parçasıydı. Belki de öyle kalmalıydı. Kimsenin onu rahat yatağından kaldırıp , sonunu bilmediği yollara koyup , oradan oraya savurmaya hakkı olmadığını düşündü ; zaten ailesiyle arası da pek iyi sayılmazdı. İçindeki kırgınlığın en başında var olmak olduğunu düşünüyordu , en azından o öyle zannediyordu. Önemi yoktu gelmesi gereken yere vardıktan sonra ne oranın neresi olduğunu  ne de yolun nasıl oraya geldiğinin bir öneminin kalmadığını fark etti. Bindiği sakin tavra benzer  bir eda ile trenden indi , varmıştı.