Her şeyden önce “Yunan Tuhaf Dalgası” ve Theo Angelopoulos’tan bahsetmek lazım. Tarihin neresine bakarsanız bakın gördüğünüz şeylerden farkı yok aslında. Yaşanan birtakım sorunlar, insanların bir çıkış arayışı ve sonunda ortaya çıkan yeni hareketler. Yunan Dalgası da yaşanan sıkıntı ve yeni arayışların sonucunda kendini doğuruyor. Angelopulos’un “Sonsuzluk ve Bir Gün” ile tüm dünyaya tanıttığı Yunan Sineması uzun süren bir sessizliğe gömülüyor. İşte burada Lanthimos bayrağı alıp dalgalandırıyor adeta. Kazanılmadık ödül bırakmıyor “tuhaf” filmleriyle.

 

Dogtooth bu bayrağın önemli sembollerinden. Film Lanthimos’un imzalarıyla dolu. Yapılan zoom outlar, döneminden ilham alan duygusuz oyunculuklar ve metaforlar. Ama sorun burada, her şeyin başında başlıyor. Diğer Lanthimos filmlerinde olduğu gibi, Dogtooth’da bir metafor üzerine kurulu. Kendine bir evren kurması ve izleyeni bu evrenin içine alma başarısı takdire şayan fakat bu evren bir kitapta da kurulabilirdi diye düşünüyorum. Sanatsal açıdan çok başarılı, evet, ama korkarım bir sanat galerisinde değiliz. Film özelliklerini taşımayan ama çok güçlü bir fikre dayanan bir film. Bütün kuralları yıkma iddiasını biraz fazla kaçırmış gibi. Bütün kuralları yıkmak isteyen bir sanatçının fotoğraf galerisine gittiğinizi düşünün. Her yerde video görüp, yalnızca birkaç fotoğraf görmek pek mantıklı olmazdı doğrusu. :)