Levinas'ı okumak, Adorno'yu okumak gibi. Yumuşak, suyu içinde, aroması kendinde... Yok, ızgarada lokum falan pişirmiyorum. Zaten etin kilosu olmuş kaç lira, nereye öyle lokum mokum.

Böyle başladım söze çünkü bazı filozofları okumak sahiden de ağızda büyüdükçe büyüyen lastik gibi etleri yemeye benziyor. Yiyememeye yani. İsim verip kimseyi rencide etmeye gerek yok. Benim işim sevdiklerimle.

Levinas'tan bahis açınca Rimbaud'ya uğramamak olmaz. Birisi der "ben" yerine "öteki.” diğeri der "ben bir başkasıdır.” İkisinin arasında raket topu gibi bir o yana bir bu yana savrulmaktan başı dönen bu fukara da araya girip soruyor; “Peki size biraz Onur Orhan versem? Sizi biraz Yusuf’u bulmaya davet etsem? Ötekisi berikisi tekmili birden hepsini  karşınıza diksem?” Yaa evet, aynen öyle. İşte lokumdu, lastikti derken, varmaktan memnun olduğum yerdeyim.

Onur Orhan'ın ikinci romanı Yusuf'u Bulmak sıradışı bir kitap. Tekinsiz, müthiş rahatsız edici. Yayları çıkmış, kirli bir koltuktasınız sanki, orası burası batıp duruyor sürekli ama bir perişanlık, bir deli yorgunluk ki sormayın. Mecbur oturacaksınız. Yoo, Yusuf'ta kendinizi falan da bulmayacaksınız. Yusuf'ta Yusuf'u bulacaksınız sadece. Ne orayı ne burayı, hem orayı hem burayı... Yok saydıklarımızı, karanlıkta kalanları. Kötüyü, çirkini, çok çirkini. Tuhaf olanları. Onaylanmayanları. Hamı. Pişeni. Düşeni. Göz gözü görmez bir sis içinde hem de...

...

//Bana Yusuf’u soruyorsun öyle mi? Sana onu anlatayım, anlatayım da, önce başka bir şey anlatayım. […] Yusuf, kuyuya atılmış bir taştır, değil kırk akıllı, milyon kere milyon akıllı o taşı çıkaramamıştır. Sanırlar ki o bir candır, bana sorsan o Hülya’dır. Çünkü Yusuf bir hiç çocuktur. Varlıkla yokluk arası… //

...

//Kimdir Yusuf? Aynada ne görüyorsan odur. Çünkü insan, bir başkasının hikayesini tamamlar//

...

//Bazı insanlar vardır, fotoğraflarda bile kalabalığın içinde yalnız olduğunu anlarsın. İster bir köpeği sevsin, ister yıldızları seyretsin, isterse objektifin göbeğine baksın, anlarsın. Yusuf o aralar fotoğrafını çeksen görünmeyecek, filme bassan çıkmayacaktı.//

...

//İnsanın meleği de şeytanı da kendisi. İkisiyle de barışamazsan, birinin kölesi olursun//

...

//Aşık derviş görürdü, nice Yusuf içinde

Gün gelir öğürürdü, tenler canlar içinde

Az konuşan çok susan, cenneti de bilirdi

Her hanede bir hayat, en az riya içinde//

Anadan üryan diliyle, aslında kendisinden tam beklediğim gibi sağlam bir aparkat vuruşla okuru ters köşe yapmayı çok iyi biliyor Onur Orhan. Çünkü aynı zamanda bir boksör:) İlk romanı Yalnızlık Ölümden Çok’u okuduğumda da, harika oyunu Sadece Diktatör’ü izlediğimde de bunu ziyadesiyle tecrübe etmiştim. Bazen derviş, bazen rasyonalist bir filozoftur o. Çok bilinmeyenli denklemdir. Ama bir şekilde hep dengededir. Ne eylerse güzel eyleyenlerdendir. Ben Yusuf'u bulmaya çıktığım yolda, Yusuf'un aşkın ve içkin haliyle, Yusuf'tan olma, Yusuf'tan doğma ötekilerle rastlaştım. Levinas’a, Rimbaud’ya uğrayıp soluklandım. Baktım ki sonunda yine bir Yusuf'a, Yusuf gibisine vardım.

Onur Orhan - Yusuf'u Bulmak

Can Yayınları 2019