Amin Maalouf deyince aklıma direkt olarak ''yolculuk'' geliyor. Çünkü roman olsun deneme olsun kendimi ya zihnimin derinliklerinde kaybolmuş ya da karakterlerle uçsuz bucaksız bir yolun ortasında buluyorum. Bu kitabında da hem karakterleri hem de okuyucuları uzun bir yolculuğa çıkarıyor yazar. Var olup olmadığı yıllardır alimler tarafından tartışma konusu olmuş gizemli ve kurtarıcı bir kitap. Bu kitap ki Tanrı'nın İslamiyet'te belirtilen doksan dokuz adının haricinde ölümlülere bildirilmemiş son (yüzüncü) adı içinde barındırıyor ve yaklaşan sonun (dünyanın sonunun) felaketlerinden tüm insanlığı kurtarabileceğine inanılıyor. Lübnan'da bulunan son Cenevizlilerden Baldassare Embriaco 1665 yılında, doğup büyümüş olduğu bu topraklardan yollara düşer. Beklemediği bir anda sahip olduğu bu kitabı yine beklemediği bir şekilde elinden kaçıran Baldassare, uzun ve zorlu sınavlar yaşayacağı bir yolculuğa çıkar bu kitabın peşinden. Çünkü bir sonraki yıl, Canavar'ın Yılı'dır. Dünyanın sonu, korkunç felaketler yılı. Her şeyin kurtarıcısı ise, Tanrı'nın bu gizli ve kutsal adıdır. Çeşitli din, coğrafya ve etnik kökenden gelen insanların, söz konusu şey kör inanç olunca nasıl da birbirine benzediğini, endişe hâlinde insan aklının nasıl yoldan çıkabildiğini, en ufak bir şeyin (belki bir kuşun uçmasının bile) bir işaret olarak sayılıp kendince yorumlandığını görüyoruz. "Bir kanıt tartışılabilir, bir kör inanç tartışılmaz." diyor yazar. Bu gerçekten de böyle değil midir? Sayılar, semboller biz onları öyle görmek istediğimiz sürece bir anlam taşır ve sonunda bizi alıp bambaşka bir gerçekliğe götürür. Kitap boyunca hiç bitmeyecek gibi görünen bir yolculuk ve kitap ile Baldassare arasında sürekli bir kaçma-kovalama mevcut. Ayrıca hikayenin sonu, okuduğum eleştirilerden anladığım kadarıyla okuyuculardan bazılarını tatmin etmemiş. Ancak hem olayların gidişatı hem de sonu tam da benim tahmin ettiğim gibi sonuçlandı diyebilirim. Baldassare o yolculuğa çıkmalı, oradan oraya sürüklenmeli ve ''Yüzüncü Ad'' için bu kadar zahmete girmeliydi. Peki ne içindi bunlar? ''Yüzüncü Ad''ı bulmak ve insanlığı kurtarmak için miydi? Yoksa kaderin kendisine çizmiş olduğu yolda yürümek ve yazılanı yaşamak için mi? Bu enfes yolculukta bulunan ve kaybedilen her şeyin duygusuna ortak olmak çok keyifliydi. En sevdiğim yazarın hiçbir kitabına toz kondurmamak için uğraştığımı düşünsem de kitabın gerçekten de okunası ve akıcı olduğunu kabul etmek gerekir. Eğer okursanız umarım sizler de benim kadar keyif alırsınız.