Saat sabahın beşi olmuştu; bombardıman uçakları, tanrı yaratmamışçasına her yeri bombalıyordu. Annesiz bebeklere bir el olmuşçasına beşikleri sallıyordu sesleriyle.

Birer birer ölüyordu insanlar. Dışarıda yağan yağmurla beraber insanlık gömülüyordu toprak altlarına, lağım kuyularına. Sokaklara yığılmış oyuncak bebekler; binalar altında kalmış piyanolar, asker postalları altında Beethoven'ın Ay Işığı Sonatı'nı çalıyordu.


Afganistan'ın yıllardır süren iç savaşından kurtulmak isteyen Raşid; üç çocuğunu da alıp Türkiye'ye gelmekte kararlıydı. Amerikan bombardımanı sırasında çocuklarının annesini kaybeden Raşid, bütün yük ve sorumluluğun kendi sırtında olduğunu biliyordu. Afganistan'dan Türkiye'ye gelmek savaş nedeniyle pek mümkün olmadığı için kaçak yollardan ülkelere insan götüren Halil'e, gitmek istediğini söylemişti. Halil, kendisi ve üç çocuğu için toplam 4500 afgani vermesi gerektiğini belirtti. Çoğu kez aç yatan çocuklarına yiyecek alamayan Raşid, elde kalan bir çift koyununu satıp yol parasını çıkarmıştı.


İki gün sonra başlayacak yolculuğa hazırlanan Raşid'i zorluklar bekliyordu. 1979'un son günleri dışarıda kar ve tipi, yolculuğun çetin geçeceğinin işaretiydi. Üstü çadırlarla kaplanmış kamyonetin içinde Raşid'den başka yolcular da vardı; hepsinin yüzünde korku, endişe ve açlığın verdiği sararmış benizle herkes birbirini süzüyordu.


Kabil'den başlayan yolculuk İran üzerinden sürerek Türkiye'de bitmişti; sınırda yolcuları indiren Halil, artık herkesin kendi başının çaresine bakmasını söylemişti. Bir kısmı Mardin, Şırnak ve Doğu illerinde kalıp günlük iş ve hamallıkla geçimlerini sağlamakta kararlıydı; Raşid'in İstanbul hayali onu heyecanlandırıyor, daha rahat bir yaşam için elinde kalan son parayla da ticari bir tırın arkasını kiralamıştı. Raşid böylelikle İstanbul macerasına ilk adımını atmış bulunuyordu. iki günün ardından tır İstanbul'a varmıştı. Deniz sesi, martılar... Raşid ilk defa kendini bu kadar mutlu ve huzurlu hissediyordu; gökyüzünde bombardıman uçaklarının olmadığı bir gün, ölüm kokusunun olmadığı bir yer.


Tabii gelecekte ne gibi bir felaketin geleceğini bilmiyordu. Sahilde bir denizci kulübesinde iki üç günlüğüne kalan Raşid, sabah erkenden iş bulmaya çıkmıştı bile İstanbul sokaklarında. Bulduğu ilk dönerci dükkanında iş aradığını söyleyen Raşid, Türkçe bilmediği gerekçesiyle işe alınmadı. Ümit kesmek yok, devam! Raşid tek tek dükkanlara giriyor; başı önde, umudu yitik bir şekilde çıkıyordu.


"Ulan biz zor geçiniyoruz, bir de senin gibilerin iş araması yok mu? Ah ulan ah, elimde olsa bu hükûmeti 1 saat bile görevde tutanın yedi sülalesini ..." deyip tepki gösteren esnaflar da oldu tabii. Haksız da sayılmazdı pek.


En son bir Afgan mağazasına rast gelmişti, işinin garanti olduğunu düşünüyordu, haksız da sayılmazdı. Mağaza sahibi server onu hemen işe alıp ona ne yapması gerektiğini, nerede kalacağını detaylı bir şekilde anlatmıştı. Raşid pürdikkat dinliyor, çocukların artık sıcak bir yatakta uyuyacağı, karınları tok uyuyacağı aklına geldikçe mutluluktan gözleri doluyordu.


... 12 Eylül sabahı işe gitmek için kalkan Raşid, Afganistan radyosuna denk gelir diye radyoya ses verdi ve radyodan şu sesler yükseldi: İç Hizmet Kanunu'nun verdiği Türkiye Cumhuriyeti'ni kollama ve koruma görevini yüce Türk milleti adına emir ve komuta zinciri içinde ve emirle yerine getirme kararını almış, ülke yönetimine bütünüyle el koyulmuştur.


Sabahın beşinde askeri yönetim ülke yönetimine el koydu, sokaklarda tanklar ölüm yağdırıyordu namlulardan. Raşid her zamankinden daha korkulu, endişeli gözlerle çocuklarına bakıyor; koruma içgüdüsüyle onlara sarılıyordu. İçeride kalsa ölecek, dışarı çıksa ölecek. Çaresiz, çok çaresiz...


Uzaklaşmak, olabildiğince uzaklaşmak... Raşid çocuklarını alıp limana doğru koşmaya başlar. Her bir adımı bir umut. Limana ulaştığında denk geldiği ilk yük gemisinin motor kısmına saklanır; geminin rotası Hırvatistan'dir. Geminin sesi limandan her uzaklaştığı an Raşid'in endişe ve korkusunu da beraberinde götürüyordu.


Dört gün süren yolculuğun ardından gemi Hırvatistan'a ulaşmıştı. Liman kentlerinde iş olanağı olmadığı için Raşid, Zagreb'e gitmesi gerektiğini düşünür. Yaptığı rica üzerine balıkçı kamyonetine alınmıştı. Kamyonet Zagreb'e doğru yola çıkmıştı, gecenin ilerleyen saatinde Raşid ve çocukları Zagreb sokaklarındaydı. Raşid aç, çocuklar aç; yorgun, bitkin... Bir şey hissetmiyorlardı bile. Bir köprünün altında dinlenmek isteyen Raşid; yorgunluktan çocuklarına son kez bakmadan, çocuklarıyla ölüm uykusuna yatmıştı bile. Zagreb ölüm sabahına uyanır; Zagreb, açlıktan ölen Raşid ve çocuklarının cansız bedenleriyle uyanır...