Tabağımdaki zeytinle bakışıyoruz, o kadar uzun zamandır sessizim ki zeytinin bile şahsiyeti daha ağır basıyor bulunduğumuz odada. Sessizlik insanı siliyor ama kötü bir silgi, iz bırakıyor. Sessiz kaldıkça odadaki eşyalardan birine dönüşüyor, koltukla aynı rengi alıyorum.


Nefesimin sesini duyuyorum, kesikler. Kulaklarımı tıkıyorum, damarlarımın içinden geçen kanın sesini duyuyorum. Zeytinle bakışıyorum, yapış yapış tabağın diğer ucunda peynire değmeden, domatese tadını geçirmeden öylece kaçmak için çatal darbemi bekliyor.

Zeytinle bakışıyoruz, sert mi yumuşak mı anlamıyorum, hiçbir zeytinin tadı aynı değil, zeytinle bakışıyorum, acı mı tuzlu mu anlamıyorum.


Zeytinle bakışan çocukları düşünüyorum, bir anda bir ordu oluyoruz koltuk rengi, boğazımızda kalan her lokmanın midemize inmesinden nefret ediyoruz. Hep beraber ediyoruz, çocukları düşünüyorum.


Kendimi görüyorum, zeytinle bakışıyorum. Üzerine yapışan yağ zerrecikleri arasında koltuğa dönüşen rengimi görüyorum. Zeytini yiyorum, biraz şahsiyet kazanıyorum.