Verdiğin kadar azalırsın, sevdiğin kadar kaybedersin bu hayatta. Umut ettikçe biter, hayal kurdukça tükenirsin. Bazı şeylerden kaçamaz insan, tutsaktır. Bazen bir fikre tutsak olur, bazen bir sevgiye. Bazen hayatını hiçe sayarsın. Seni sevenleri göremezsin, kör olursun. Bazen her şeyi görür ama farkına varmak istemezsin. En kötüsü de budur. Öleceğini bildiğin yola girmek gibidir. Yapılacak tek şey yolun tadını çıkarmaktır. Mutluluk, sonu bir an olsun düşünmemektir.


Masallar mutlu sonla biter hep ama hayat bir masal değildir. İnsanlar kalabalıktan ibaret kuru gürültüdür. Sosyallik olarak algılanan şey aslında acılarını bastırmaktır. Acı çekmek her yiğidin harcı değildir bu hayatta. Acı çektiğini söyleyen insan da çok inandırıcı değildir zira insan acıyı içinde yaşar. Dil ile söylenen her cümlede içerideki gerçeklik öldürülür. Bu yüzden acı, insanın en gerçek halidir. Edebiyatçılara bir göz atıldığında görülen odur ki acılarını öldürmek istemediklerinden içlerini kalemlerine aktarmışlardır. Çünkü acı da mürekkep gibi önce ıslaktır ancak zamanla kurur ve yerleşir ruha. Ruh demişken insan aslında sadece ruhtur. Beden bir araç olmaktan öteye gidemez. Ruh olarak yaşar insan. Ruh ile öğrenir. Ruh ile hisseder ve ruh olarak ölür. O yüzden sevmek bedenle yapılacak iş değildir. İnsan, gözle görüp beyinle sevemez. Ruh ile farkına varır ve ruhuna katarak sever.