Yaklaşık bir sene önce bu zamanlarda hayatım kararmıştı. Öyle bir histi ki bu bütün dünyam en karanlık geceme dönüşmüştü. Bir daha asla güneş doğmayacak, bir daha asla iyi hissetmeyeceğimi düşünmeye başlamıştım.

Sanki beynimde ki bütün düşüncelerin önüne sis perdesi inmişti. Bu kötü olma hali başlangıcını berbattı. İlk olarak kendi bakımlarımı yapmayı kaybettim. Sabahları uyanmayı bıraktım, işe gitmeyi ve telefonlara çıkmayı da bırakmıştım. Sadece yatakta yatıyor ve bolca ağlıyordum. Ağlamak dışında başka hiç bir şey yapamaz hale gelmiştim. Öyle bir andı ki... Dünyadan bütün varlığımı bir şekilde silmeyi başarmıştım sanki. Hiç uyumuyordum, sürekli duvarlara bakıyordum. Çözümler duvarda değildi ama beynim kendini öylesine kapatmıştı ki; ne zaman açılacağını bile merak edecek enerjim yoktu.

Ben dünyanın renklerine aşık, güneşte ışık saçan, yolda yürürken etrafında ki bütün güzellikleri görüp onları onurlandıran halimden eser kalmamıştı. Süreç ilerledikçe kendimi biraz dışarı çıkabilir hale getirmeyi başarmıştım. Dışarı çıkmaktan kastım, ücretsiz bir aydır yaptığım iznin sonuna geldiğim için artık yapılacakları çekip çevirme zamanı gelmişti. İşe gittiğim zamanlarda herkes beni ilk defa bu halde gördüğünü söylüyordu, istemsizce bana bir şeye ihtiyacım olup olmadığın soruyorlardı. Hatta çoğu endişelendiği için onlarda kalmamı teklif ediyordu. Öyle bir haldeydim ki; annem sürekli gelip bende kalıyordu. Karşısında oturup sadece ağlıyordum.

Bir daha asla güneşin sıcaklığını tenimde hissedemeyeceğimi bilmeme rağmen tekrar tekrar toparlanmaya başladım. Yediğim, içtiğim hiç bir şey keyif vermiyordu. Dışarda ki hayat koca bir mutsuzluk sebebiydi benim için. Yine de vazgeçmeyeceğim dedim. En kötü günlerimde bile mücadele etmekten yılmayacağım dedim.

Sonra yola çıktım.

Yolda kendimi bulamadım. Hatta yolda, yolun kendisinden başka hiç bir şey yoktu. Ama kaçmak o kadar iyi hissettiriyordu ki; içimde ufak tefek bir şeyler hissettiriyordu. Sonunda güneşin batışını yakaladım. Gökyüzünün turuncu rengi, almayı unuttuğum nefesi hatırlatmıştı bana. İşte gökte parlayan güneş, bana yeniden yaşamı hatırlatıyordu. Kısacık bir an iyi olduğumu hissettim ve gerçekten iyileşene kadar bu hisse çok tutundum.

Aslında bu yıkılışım çok uzun zamandır içimde tuttuğum her şeyin, patlama anıydı. Çünkü hiç konuşmuyor, yazmıyor, dışarı çıkmıyor ve zaten bu yıkımdan önce sadece hayati ihtiyaçlarımı gerçekleştirip sonrası yoktu. Zaten kendi sonumu, kurulmuş saatli bomba misali kurmuştum ve geri sayımı bekliyordum.

Eskiden insanlar çok kötü bir zamandan geçtim dediklerinde ne olmuş olabilir ki diye burun kıvırıyordum. Aslında kast ettikleri şey kötü şeyler başlarına gelmesi değilmiş, bir daha hiç iyi olmayacakmış hissiymiş. Bütün bu kötü ruh hali içinde hep yaşamak için, tutunmak için umut arıyordum. Sırtımı döndüğüm her şeyi, herkesi yarı yolda bırakmamak için devam ediyordum.

Uzun süre yollarda kendimi aradım. Yolda kendini aramanın ne kadar manasız olduğunu da kat ettiğim yollarda gördüm. Yolda aranacak hiç bir şey yoktu. Hatta dumanlı kafayla bir daha hiç aymayacak güneşe doğru yol olmak çok mantıksız geliyordu.

Sonunda acaba hiç iyi olacak mıyım diye kendime sormaya başladım. O zaman içimde ufak tefek kıpırtılar hissetmeye başladım. Dışarı çıkmaktan, arkadaşlarıma sataşmaktan, aileme sarılmaktan hiç geri kalmadım. Hiç bir şey hissetmesem de; içimde bir yerlerde onları sevdiğimi biliyordum. Hissel bir alandan bilme haline geçmiştim. Bildiğim şeyleri yapıyor, sonuç beklemeyi de bırakmıştım. Etrafımda ki insanlara iyi geleceğini, iyi hissettireceğini bildiğim şeyleri yapıyordum. Ben iyi değilsem, etrafımda insanları iyileştirebilirim diyerek bulduğum herkese, her şeye sarıldım. Geceleri de kendimle uzun uzun konuştum.

Neredeyse iki kocaman senenin sonunda güneşi gördüm. Gökte doğan güneş içime de doğmuştu. Beynimde ki bütün sis perdelerinin kalktığını hissettim. Kalbimde ki sıcaklığa sıkı sıkı sarıldım. İki senedir buz kesen kalbim, sonunda ısınmıştı. Yüzüme vuran ısı sadece yüzümü değil, hislerimi de ısıtmıştı. Donup kaldığım krallığın sonuna gelmiştim. Artık kendime bakabilir, kendimi sevebilir, neşeyle gülebilir ve çok iyi hissedebilirdim.

Bu kötü olma halinden hiç pişman değilim. Bütün hayatım boyunca her şeyle savaştım, hep güçlü durdum. Hiç bir zaman yorulmaya hakkım yokmuş gibiydi. Hiç bir zaman dinlenmedim. Yaşam devam ederken, kötü olduğumu sandığım günlerde bile hala etrafımdakilerden kopamıyordum. Kapanmak istiyordum, ortadan kaybolmak. Ve ne zaman çekilir gibi olsam sürekli birileri elimden tutup, böyle yalnız kalamazsın diye çekiştiriyordu beni. Bütün bu itişler içinde, bir tren yolculuğunda devirmeye karar verdiğim domino taşıyla kendimi en büyük depresyona sürükledim. İçinde yüzdüm, hep ölmek istedim. Ölümle tanıştım, arkadaş oldum, karanlıkta boğuldum. Karanlığın içinden çıkmak istemedim çünkü ihtiyacım olan buydu. Şimdi kendimin en güçlü versiyonunu tanıyorum. Hiç açmadığım defterleri çok temiz şekilde kapattım, kendimle ilgili çok keskin çizgilerde tanımadığım yönlerimi tanıdım Yıkılma anımı, yok olma anımı gördüm. Artık daha güçlü şekilde ayaktayım. Ve hikayemi anlatmak istedim çünkü ben kendi hikayemde yalnız değildim. En çok yardım istemeyi öğrendim, insanlara sarılmayı, iyi değilim demeyi öğrendim.