Yüzüme söyle, ne varsa yüzüme vura vura,

Arkanı dönme, sessiz bitme...

Bu nasıl bir tahakküm, ne hakkı var?

Seni bizden ayıran, sen istemesen de seni kendine düşman eden sendeki sen,

Neden kendine dürüst değilsin, kendi içinde mutlu değilsin, bir bütün değilsin?

Parça parça her bir benliğin...

Belki de içinde seni esir etmiş, sendeki ilkel, insani beğenilme güdülerin.

Halbuki ne kadar mutluyduk, her halinle varoluşun keyfiyetini sürerken öyle değil mi?

Saçma insanların, soğuk havaların, çamurlu kaldırımların içinden geçerken ne de huzur doluyduk.

Sonra bir şey oldu, garip bir şey. Adını koyamam, geceye kızamam ama olan şey her ne ise, kendi içinde verdiğin savaşta sen kendine mağlup oldun, bunu gözlerinde gördüm.

Yüzüme söyle, ne varsa yüzüme vura vura,

Arkanı dönme, sessiz bitme...

Belki o zaman kazanırsın.

Gitmene bir şey demem, gözüne de bir ömür gözükmem ama senin gözün arkada kalır, sen arkada kalırsın.

Esir olma, kendini topla, parçalanma, savrulma, her şeye rağmen bak, her zaman olduğu gibi değil, vedalaşır gibi bak. Sorun değil, yalandan da baksan mühim değil.

Kendin için yap bunu,

Yüzüme söyle, ne varsa yüzüme vura vura,

Arkanı dönme, sessiz bitme...

Yine de bir dene,

Belkinin kendisi, bir hiçten iyidir en azından.

Kim bilir,

Belki?